Yörük ve Yörük Göçü…

Yörük göçte geçit vermeyen Toros dağlarina tırmanmaya başlayınca, göç zorlaşır. Kalsa da atının nalları yolda, yırtılsa da ayağındaki çarığı, yüklü deve dinlenmez der yürür Yörük insanı…

Katar katar develer, arkasında yozlar, tülüler, mayalar, köşekler, atlar, kısraklar, taylar, palanında çar çapıt yüklü eşşekler, sıpalar, öküzler sığırlar, düveler, tosunlar, danalar, buzağılar, keçiler, tekeler, çepiçler, oğlaklar, koçlar, koyunlar, şişekler, kuzular velhasıl yörüğün evcilleştirdiği dost saydığı hayvanlar sıralanmıştır bir bir…

Göç devam ederken hava kararmaya başlayınca öncü birlikler otlu yelerlerin keşfini yapar, obanın sabahlayacağı yeri bulur... Arkadan gelenler konaklama yerine gelince develerdeki, atlardaki, eşşeklerdeki yükler çözülür. Dinlenmeye çekilir, hemen ateş yakılır, kara çaydanlık ve kara güğüm sürülür ocağa, bulgur, bulamaç ne varsa pişirilir, dağarcıklardaki ekmekler çıkarılır, taze sütler sağılıp ısıtılır, hep birlikde yenilir. Bir taraftan ateş çoğaltılır, çor çocuk, önünde oynar, uyuma zamanı gelince...bir kaç kişi bekler uyumaz, dağlar tekin değildir, hele göç yollarında....yataklar serilir uyunur, yine gecenin karanlığının ötesinden Deveci (yol) yıldızı görününce yola çıkılır. Çünkü yörük obalarında göçerlere deveci yıldızının yol gösterdiğine inanılır. Günlerce çileli yolculuk devam eder böyle..

Yaylaya yaklaşınca, Yörük, yurtların kokusunu almaya başlar. Bilseniz ne kadar ferahlatır, huzur verir, güven verir insana. Yayla denince akla karaardıç gelir. Yörük Karaardıcın gölgesine bakar hemen çöküverir. Atalar demiş ki; armut ağlatır, kavak kavlatır, söğüt söyletir, karaardıç gölgesi başyayladır.

Yörüğün ata binişi, yürüyüşü, oyunu, konuşması, oturması, kalkması hepsi bir yiğitlik sembolüdür. Çünkü ata öyle yapmış, oğullar devam etmiş, devam etmekte gerektir.

Yörükler de, at, avrat, silah kutsaldır, esasında vazgeçilmezi, değerlisi ve önem verdiğidir... İlginçtir ama Yörüğün oyunlarında fazla silaha raslanılmaz, çünkü gücü silahta değil kendilerinde görürler de kendilerini ortaya koyarlar.

Göç bitmiştir artık yurtlara gelinmiştir… O uçsuz bucaksız toroslara çıkmak, ıssız suskun boz dağlara, bozkırlara, yeşil çayırlara, kıvrım kıvrım akan ak köpüklü derelere, ardiçlı dağlardan bakmak, buram buran yarpuz kokan, kekik kopan dereler yamaçlara, bir ardıcın gölgesine yaslanmak, çayıra uzanmak, koyunlarin çanlarını, eğrikteki yatan koyunların nefeslerini, develerin hataplarındaki çanlarını dinlemek, ineklerin böğürmelerini, eşeklerin anırmalarinı, danaların tozu dumana katışını, atların kişnemesini, horozların ötmesini, köpeklerin havlamasını, kuşların cıvıltısını duymak, kaval sesiyle geçmişe dalmak, artik hayal degildir.

Yörük insanları çileye sevdalıdır. Zoru aşmak, uzağa kavuşmak, yükseklere çıkmak özlemidir. Bir iki çul-çaput, bir iki kap-kacak, bir iki gatta yatağı indiriverdi mi ata yurduna, işte o zaman mutludur Yörük

Ýörük obalarının yağız delikanlıları; dağların yamaçlarından kuşluk vakti süzülüp gelen koyun sürülerinin peşinden zafer kazanmış komutan edasiyla belinde silah, omuzunda tüfek, elinde değnek, yorgun ama mutlu bir şekilde yürümektedir. Değişik çan sesleriyle meleşerek inip gelen, Yörük kocalarının seyretmeye doyamadığı koyunları eriğe katarlar, ögleden sonra eli helkeli genç kızlar, analar, bacılar, gelinler hayvanlarını sağmaya giderken, delikanlılar, çocuklar, cıngırtlak'a koşarlar, tereyağıyla kömürü katınca kulakları çınlatır..cıngırtlak sesleri, sanki için için ağlar cıngırtlak, bazen nara olur, bazen feryat olur. Belki’de yurtların acılarını, sevdalarını anlatır. Hep mutludur çocuklar, Bir kısmı çellik oynamaya koşar, bir kismi üçtaş, dokuztaş, onikitaş... Bir iddalı grup da kale yikmaca oynar tabii... Kazanan çocuklar naralar kopartır hep birağızdan, çığlıklar yankılanır, kayalardan, zıplayanlar, seyidenler, koşanlar soluk soluğadır. Doğa cömert, yeşillere bezenmiş yeryüzü, gökyüzündeki mavilikler arasına serpilmiş pamuk yığınları gibi bulutları hep birarada görünce geçmişi ve geleceği birarada hayal edersiniz. Hele ilk defa bütün bu güzellikleri görürseniz dünyayı yeniden keşfettiğinizi sanırsınız. Oysa yörük obasının insanları o güzelliği sanki içlerindeymiş gibi hergün görüyorlar, uzak kalınca da yayla hasretiyle yanıp tutuşuyorlar...

Alacakaranlık olunca, sessizlik bozulur eğrikte ki koyunların yayılmaya gidişi ile... Ama sessizdir usul usul, süzüle süzüle yürür koyunlar. Arada bir köpek havlar, salar korkuyu dağlara. Elbet canavarlarda boşdurmaz bekler zamanı. Bulurlarsa sahipsiz sürüyü boğar geçer. Yamandır haa çoban köpekleri... Vermeyince canlarını, boğdurmazlar koyunu...

Gecenin karanlığında koyun gütmeye gitmeden önce çobana eli kınalı kadınların hazırladığı yufkayla yemek hazırlanır, çay demlenir, kara çaydanlıkta ocakta, uyumasın sabaha kadar diye demli çay içirilir bolcana… Çoban kurulur sofranın başına kurar bağdaşı, yemegini yer, çayini içer... Kalkmak zordur, ama yörüktür yürüyecektir. Başında örme şapkası ayağında beyaz yün çorabıyla, belinde azığı, kuşağına yerleştirdiği kavalı, sırtında kepeneği, elinde değneği, omzunda tüfeği ile koyunun arkasından karanlığa dalınca çoban, kaybolunca karanlıkta her tepeden, her çayırdan ıslıklar duyulmaya başlanır. Her ıslığın anlamı ve manası vardır. Bu çobanlarin haberleşmesidir.

Sağılan sütler kazanlarda kaynatılmış, yoğurtlar çalınmıştır. Yörük için sabah erken olur. Kadını, erkeği için gün gökyüzünden yıldızlar kaybolunca başlar. Zaten keçiler, oğlaklar melemeye, horozlar ötmeye, köpekler havlamaya başlar zamanı gelince. Erken yatmak erken kalkmak gerektir. Yerdeki, karaçulların üzerine, keçeler serilir. Koyunyününden yorganlarla yatılır.

Erkenden kalkan Yörük; Oğlaklarını keçilerin yanına katarlar ve emdirirler sonra ayırırlar bir bir anasından oğlağı. Sonra koşarlar özlediği dağlara çan sesleri ortalığı kaplar bir an. Çocuklar oğlak gütmeye, yağız gençlerde keçileri karamiklı dağlara ağdırmaya giderler. İşi biten gençler muğarın başında buluşurlar, duymak isterler sevda seslerini. Sevdalar sözle söylenmez yörük obalarında. Bir tepede erkekler, diğer tepede eli belinde kızlar söyler türküyü.

Al yanaklı, eli kınalı kızlar oya, nakış işlemeye, ıstarlarında karaçul, kilim, ala kilim, heybe, çuval dokumaya başlarlar. Maniler söylerler... Öbür yandan ağit yakanlar bir birlerine eklenir. Öyküler anlatır hiç durmadan, işlerini bitiren analar da ellerinde eğirtmeç eğirirken, ip bükerken, golan örerken dertleşirler, konu komşularla. Gece boyunca yayılan koyunlar güneşin yukarlara çıkmasıyla, sıcağın bastırmasıyla ağaç gölgesi ya da inlerine yatırılır.

Bir kilimi belki iki ayda dokur ama para kazanamaz kadınlar, eğirdiğini yüne değişir de kazançları için bir türlü ses çıkaramaz, şükreder haline isyan nedir bilmez. Yörukler, Devletine sadakatlıdır, kanında vardır ulu emre itaat, Vatan sevgisi ecdadtan yadigâr kalmadır kendisine. Bilir ki Vatan varsa kendi de vardır. Vatan yoksa kendi de yoktur. Olgundur, kabül etmesini bilir, yiğittir, merttir, mücadele etmesini bilir, cömerttir vermesini bilir, inançlıdır hakkı hukuku bilir, gene de gelinemez yörüğün üstüne; orman kanunu, orman gorumacıları çobanın üzerine üzerine gidince, çoban kepenek altından sopayı gösterip “ya keçinin affı ya da ormanın mahfı". Deyip devam eder işine ama asıl ormanı koruyan, güpreleyen, budayan sahiplenen yörüklerdir. Bakmayın fazla toplu hareket etmediklerine. Yörükler kendiişlerinde bile özgür olmak isterler. Dünya ile tek başlarına mücadele edebileceklerine inanırlar, o gücü kendilerinde görürler. Tıpkı bir “Türk dünyaya bedeldir” sözü gibi. İstemezler kimse karışmasın işlerine, dokunmasın özgürlüklerine, zaten özgürlüğe güce sevdalanmasaydı çıkarmıydı dağlara?

Katlanır mıydı zorluklara?

Yörük obalarında, insanları dosttur, açık sözlüdür, sevda yüklüdür, yiğittir, merttir, cömerttir, olgundur. Türk’ün mayasıdır, saygılıdır büyüğüne, sadakatlıdır devletine, zorlukları aşınca mutlu olur, şükreder haline, soğuk günlerde kepenek yeter, bilir yaşamın zorluklarını, ama kopamaz dağlardan bir türlü; şahsiyetli insandır, aşk ile tutkuludur özgürlüğüne...

"Güneş batarken ay doğsun, ay batarken güneş doğsun, üzerinizden aydınlık hiç eksik olmasın"

·       Hasan Özdemir

·       Gönül Keskin

·       Yörük Türkmen Tanışıyor

İlginizi Çekebilir

Tevhit Çekmek

Aleviliğin Muharrem Orucu’ndan sonra bir diğer orucu da Hızır (Hızır İlyas) Orucudur. Kimi yörelerde 3 gün tutulan Hızır Orucu, mensubu olduğum Hubyar Ocağı’nda 7 gün tutulur.
Devamını Oku...

Diyarbakır

Diyarbakır denizden 650 m, Dicle Nehrinden 100 m. yükseklikte, Güneydoğu Anadolu'nun orta kısmında, Mezopotamya'nın kuzeyinde yer
Devamını Oku...

Osmanlının Bilinen İlk Mimari Eseri Hacı Özbek Camisi

Osmanlı beyliğinin bir devlete gidiş sürecinde devşirme yapılar kavramı dışında kalan ilk özgün mimari eseri nedir? Bu sorunun kabtaslak cevabını verebilmek için önce eserin
Devamını Oku...

Ata Türklerde Mezar Geleneği: (3)

Manevi kültür geliştikten sonra bu tören “sevabını ölüye bağışlamak üzere” fakirlere yemek vermek, helva (tatlı) vermek şeklini almıştır. Ancak burada şu nokta üzerinde
Devamını Oku...

Sadık Baba (1771 1837) Malatya Hekimhan Güvenç Köyü

Muhammed Ali neslinden kim var? Hünkâr Hacı Bektaş Veli'den gayri Keşanlı yaraya em çalan kim var? Hünkâr Hacı Bektaş Veli den
Devamını Oku...

Japonlar taze balığı çok sevmişlerdir

Japonlar taze balığı çok sevmişlerdir ama sahillerinde bol balık bulmak mümkün değildir. Balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp daha uzaklara
Devamını Oku...

Binlerce kişi Dambalı Tepesi’nde şifa aradı

Bulgaristan’ın her bölgesinden ve yurtdışından gelen binlerce kişi, Momçilgrad (Mestanlı) kasabasına yakın Dambalı Tepesi’ne şifa aramaya geldi. İnsanlar, asırlardan beri 5
Devamını Oku...

Ölü, kubbeli otağ biçiminde tahta köşk içindedir

Ölü, kubbeli otağ biçiminde tahta köşk içindedir. Hakan at üstünde, özel eşyaları ve altın, gümüş, kürk gibi hediyelerle
Devamını Oku...

Din Budur

İyilik yapmak, Tanrıya yakın olmaktır. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, tüm yaratılanlar Yaratandan bir parçadır. İnsana iyilik yapan, Tanrıya iyilik yapmış
Devamını Oku...

Enderun...

Osmanlının üstün zekâlı çocuklardan seçerek, nitelikli insan yetiştiren okulları idi… 2. Murad tarafından kurulan bu okullarda, musikiden felsefeye kadar birçok dalda eğitim verilir,
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7667 Toplam Görüntülenme: 3689599

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı