Sokrates ve Ölümü

Hamza Ecin

Atina sokaklarında; ayağında sandaletleri, üzerinde sade giysileri ile dolaşıyor, tıpkı yukarıda benimle sohbet ettiği gibi, halkla sohbetler ediyor, onları derin uykularından uyandırıyordu Sokrates (M.Ö.469-M.Ö.399). Babası taş ustasıydı, kaba kütlelerin babasının ellerinde şekillenmesi gibi, insanoğlunda ham halde bulunan düşüncelerin de işlenebileceğine, tıpkı annesinin mesleğinde görüldüğü üzere, bilginin de saklı ruhtan gün yüzüne doğabileceğine inanıyordu.

Socrates Aslen Atina'lı olan Sokrates, ömrü boyunca sadece birkaç kez Atina dışına çıkmış, bunlardan birinde ise Delphoi Tapınağını ziyaret etmişti. Tapınak Yunanlılar için dünyanın merkezi sayıldığı gibi, Sokrates'in felsefesinin de başlangıç noktası olacaktı. Tapınak girişindeki "Kendini Bil" yazılı levhadan feyz alan Sokrates, Delphoi Tapınağı kâhininin, "Yeryüzünde Sokrates'ten daha bilge biri yoktur" demesi üzerine önce şaşkınlık yaşayacak, ardından kendini Atina sokaklarına vurup, işinin ehli, halk arasında bilgili sayılan kişilere sorular sormaya başlayıp, sorduğu sorulara tatminkâr yanıtlar alamayınca, kâhinin haklı olabileceğine inanmaya başlayacaktı. Zira bildiği tek şey; kendisinin hiç bir şey bilmediği idi, oysaki etrafındaki insanlar, bir şey bilmediklerinin dahi farkında değillerdi.

Sokrates öncelikle, insanlara bildiklerini zannettikleri pek çok şeyi, özünde bilmediklerini öğretecekti. Çünkü Sokrates'e göre, iyi yaşam için bilgi gerekliydi. Kötülük yapan insan, bilgi sahibi olmadığı için kötülük yapıyordu. Filozofa göre bilgi; erdem ile eş anlamlıydı. Erdem; doğruluk, cesaret, dürüstlük, adalet, dindarlık demekti. Bunların anlamlarını bilen insan, erdemli olur, dolayısıyla mutluluğa, iyiye ulaşırdı.

Bu hedefine ulaşmak için annesinden esinlenerek, "bilgiyi doğurtma" yöntemini kullanmaya başladı. İnsanlara; doğruluk nedir? cesaret nedir? adalet nedir? Gibi sorular soruyor, karşısındaki kişinin bilmiş bir eda ile verdiği yanıtlarla ilerleyen sohbetin sonunda, kişiler aslında ilgili kavramların anlamlarını bilmediklerinin farkına varıyorlardı. Ki Sokrates'in asıl amacı da bu idi. Bu amaca ulaşınca filozof mutlu oluyordu olmasına lakin kimi zaman sitenin ileri gelen, bilgisine güvenilen kişileri ile de sohbetler ediyordu. Etraftaki insanların meraklı bakışları arasında gerçekleşen bu sohbetlerde, Sokrates karşısındakinin bilgisizliğini gün yüzüne çıkardıkça, kişilerin mahcubiyeti artıyor, filozof; dost kazandığı ölçüde, düşman da kazanıyordu.

Sokrates'e göre bilmek, hatırlamaktı. Ölümsüz olan ruh, her şeyi bilmekteydi. İnsanlar sordukça, sorguladıkça ruhlarındaki saklı bilgiyi hatırlayacaklardı. Sokrates belki de bu nedenle sorduğu soruların yanıtını kendisi vermiyor, karşısındaki kişiyi soruları ile yönlendirerek, yanıtı bulmayı kişilere bırakıyordu.

Sokrates'in yaptığı gezici öğretmenlik, o dönemlerin Atina'sındaki Sofistler ile karıştırılmaktaydı. Pratikte aynı şeyi yapıyor görünseler ve hem Sokrates hem de Sofistlerin amacı insanları erdeme ulaştırmak olsa da, yöntemleri de düşünce yapıları da birbirlerinden oldukça farklıydı. Daha çok söz söyleme, karşındakini ikna etme yöntemlerini öğretme üzerine dersler veren Sofistler, hatırlanacağı üzere, herkes için geçerli objektif bilginin olamayacağına, insanın her şeyin ölçüsü olduğuna inanıyorlardı. Oysaki Sokrates, tüm insanlar için geçerli tek doğrunun olduğuna, bu bilginin ise tüm insanlarda zaten mevcut bulunduğuna, öğrenmenin; hatırlamak ile aynı anlama geldiğine dikkat çekiyordu. Üstelik Sofistlerin derslerini para karşılığında veriyor olmaları, Sokrates açısından utanç verici bir durumdu ve bu; halk arasında da hoşnutsuzluğa sebep oluyordu.

Gerek sitedeki saygın kişileri halk önünde soruları ile mahcup etmesi, gerekse çoğunluğun sevmediği Sofistler ile bir tutulması, Sokrates'in düşmanlarını arttırmaktaydı. Üstelik gençleri yanlış yönlendiriyor, dini inanışları sorguluyor, tanrılara inanmıyordu. Yargılanmalı ve cezası ne ise çekmeliydi.

"Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." diyen Sokrates, ne yazık ki, adil olmayan bir şekilde yargılanarak, ölüme mahkûm ediliyordu. O dönemlerin Atina'sında mahkûmlar zehir içerek ölüme uğurlanmaktaydı, Sokrates'e biçilen son da; bu yolla olacaktı.

Socrates

Sokrates, yargılanırken

Halkın önünde yargılanan Sokrates, ölüme inat düşüncelerinden vazgeçmeyeceğini kalabalıklara cesaretle haykırmış, son yolculuğunu da hücresinde sükûnetle beklemişti. Başta karısı, çocukları, O'nu çok seven en yakın dostu Kriton olmak üzere, tüm sevenleri perişandı. Karısı; Sokrates'in haksız yere ölüme mahkûm edilişine isyan ederken, filozof, vakur bir edayla, haksızlığa uğramayı, haksızlık yapmaya yeğliyordu.

Zehiri içeceği gün gelip çatmıştı. Hapishane görevlisi elinde zehir ile filozofun yanına geldi, daha vakit vardı aslında, gün batımını bekleyebilirdi zehri içmek için Sokrates, ama daha fazla beklemek istemedi.

"Ne yapmam gerek, anlat bana" dedi, zehri uzatan delikanlıya. Görevli şaşkındı, ilk kez bir mahkumun ölüm karşısında isyansız ve dingin duruşuna tanık oluyordu. "Senin gibisini daha önce hiç görmedim" dedi. Ve usulca anlatmaya başladı, "Zehri içersin, sonra ağır ağır gezinirsin odada, zehir de yavaş yavaş dağılır bedenine, önce ayaklarında bir ağırlık hissedersin, sonra zehir ne yapacağını bilir zaten."

Kendisine uzanan tası korkusuzca aldı Sokrates, bir dikişte içti tüm zehri, sonra ağır ağır yürümeye başladı; bir ileri bir geri, zaman geçtikçe ağırlaştı ayakları, taşıyamaz oldu bedenini, usulca uzandı yatağa ve bekledi sonsuzluğa yükselişini. Son bir ürperti ve kasılmayla irkildi ve Kriton; kapattı yavaşça gözlerini.

Kaçımız ölüm karşısında dahi düşüncelerimizden vazgeçmeme yürekliliğini gösterebiliriz ki? Sokrates'in büyüklüğü, felsefesinden, erdeminden, zekâsından ziyade; bu asil duruşunda gizlidir kanımca.

Filozofun ölümünün ardından, Atina halkı da, idarecileri de yanlış karar verdiklerini anlamışlar, O'nu yargılayan iki kişiyi, ölüme mahkûm etmişlerdir. Yargılayanların isimlerini tarih sayfalarında bulmak mümkün değildir ama Sokrates yüzyıllardır; kelimelerde, tablolarda, zihinlerde yaşamaya devam etmektedir.

·       Alıntı Hamza Ecin

·       Kaynak Dünya Tarihi ve Mitolojisi

İlginizi Çekebilir

Sentorlar, Yunan Mitolojisi

Sentorlar, Yunan Mitolojisi'nde yarı insan ve yarı at bedenli düşsel varlıktır. Centaur Gandharvarlar gibi, Hint-Avrupa kültürlerine özgü olan, bulutlar ve dağlardan gelen sularla ilgili
Devamını Oku...

Bıchıya Ayak parmağı yüzzüğü

Bıchıya (ayak parmağı yüzzüğü); Günümüze kadar gelen, 5000 yıl õncesine dayanan, orijini Hindistan olan Kama
Devamını Oku...

Ritüel

Fenomenolojik açıdan din tanımının yapılabilmesi için, bilmemiz gereken en önemli konulardan biri ritüeldir. Batı dillerinde ritüel kelimesi, Latince rota, Sanskritçe rita, Proto-Hind
Devamını Oku...

Roma İmparatorluğunun Doğu Sınırı Lejyonları

Lejyoner sözcüğünün Roma ordusunda görev yapan paralı askerleri ifade ettiğini hepimiz biliriz. Ancak bu askerlerin günlük yaşantıları, yapılanmaları, görev tanımları hakkında
Devamını Oku...

Şarkı ve Türkülerimiz

Ah şu türküler, türkülerimiz! Ana sütü kadar sıcak, ana sütü kadar temiz! Ne zaman olursa olsun, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun: neşesini, çilesini ak kağıt üzerine yazan,
Devamını Oku...

Mahatma Gandhi'nin heykeli

Bir adam, 1 Ekim 2012 tarihinde Hindistan'ın Gandhinagar kentindeki Gujarat eyaleti yasama meclisindeki Mahatma Gandhi'nin heykelini doğum günü arifesinde
Devamını Oku...

Emeş İle Enten: Enlil Çiftçi Tanrıyı Seçer

Bu mit Kutsal Kitap’taki Habil-Kabil öyküsünün günümüze ulaşmış en yakın Sümer karşılığıdır, buna karşın cinayetle değil uzlaşmayla sonuçlanır. Hava-tanrısı Enlil, her
Devamını Oku...

Hoca Dehhani

Horasan'dan gelip Konya'ya yerleşmiş olan Dehhânî'nin hayatı hakkında etraflı bilgi yoktur. I. Alâeddin Keykubad veya III. Alâeddin Keykubad zamanında yaşadığı tahmin
Devamını Oku...

Dua Kraliçesi

Mari Antik Kenti'nde bulunan bu heykelcikte kadın figürin kaunakes adı verilen bir giysi giymiş. Kaunakes MÖ. 3000 ve MÖ. 2000 yılları arasında; başta İran'ın Huzistan bölgesinin Susa
Devamını Oku...

Ahlat Ağacı

Eşin dostun yaşıyor bak bahçelerde, Sen çıplak bir doruğun üzerindesin, Tam rüzgârın engini sardığı
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7675 Toplam Görüntülenme: 3983303

Edirne Sabun Sanayi ve Tic. Ltd. ?ti. A: Yeni Sanayi Sitesi 11/B Blok No.4

– Edirne T: 0(284) 236 31 37

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı