Oğuzname

Fuzuli Bayat

Türkler’in tarihi, devletçiliği, yönetim sistemi, dünya görüşü ve estetik zevkleri hakkında değerli bir kaynak olup özellikle sosyal-siyasal, tarihî-mitolojik, dinî-felsefî görüşleri, epik ve bediî düşünceleri yansıtan örnekler içeren bir eserdir. Aslında Oğuznâme ismi geniş anlamda Oğuzlar’ın kozmik menşe, takvim ve köken mitleri, destanları, şiir parçaları, rivayetleri, atasözleri, soy kökleri ve ortaya çıkmalarıyla ilgili sözlü ve yazılı metinler topluluğunu ifade eder. Bunlar, hem konargöçer hem de yarı yerleşik Türk kavimleri arasında millî ruhu yüceltmede büyük rol oynamıştır. Kökü efsanevî Oğuz soyu ile ilgili olan sözlü örnekler ilk zamanlarda Oğuz Türkleri’nin yazılmamış kanunlarını meydana getirmekteydi. Bunu tarihî-kronolojik Oğuznâme yazarları da (Reşîdüddin Fazlullah, Yazıcıoğlu Ali, Ebû Bekr-i Tihrânî, Ebülgazi Bahadır Han, Salır Baba, Hâfız Teniş Buhârî) kaydetmiştir. Bu anlamda Oğuznâmeler uzun süre halkın kahramanlık tarihi gibi canlı şekilde yaşamış, ancak Oğuz birliğinin dağılması, konargöçerlikten yerleşik hayata geçilmesi sonucunda unutulmaya yüz tutmuştur.

Sayıları otuz kadar olan Oğuznâmeler, Türk cihan devleti ülküsü ve dünyayı yönetme düşüncesi hakkında o zamanki tarihî eserlerin, yazılı kaynakların verdiği mâlûmattan daha ayrıntılı ve dolgun bilgiler içermektedir. Oğuznâme’de Türk boylarının orduda yerleşim yapısı, damgaları, şölende aldıkları ülüşler, divandaki mevkileri yer almıştır ve bunlar milâttan önceki ve sonraki tarihî kaynakları tamamlayıcı niteliktedir. Oğuznâme sözlü tarih olup tarihî hâfızanın kodları ve Oğuzlar’ın şeceresi hakkında ilk elden bilgi vermektedir. Yazılı Oğuznâme’nin ortaya çıkışı İslâm dünyasında Türkler’in ve özellikle Oğuzlar’ın (Gazneliler, Selçuklular, Hârizmşahlar), aynı zamanda Karluklar’ın (Karahanlılar), Kıpçaklar’ın (Mısır Memlükleri) hâkim mevkilere çıkmasıyla alâkalıdır.

Oğuz Kağan’dan, evlâtlarından bahseden iki yazılı destanla (Oğuz Kağan ve Kitâb-ı Dedem Korkud alâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzân) atasözleri (Hâzihi’r-risâle min kelimâti Oğuznâme el-meşhûr bi-“Atalar Sözi” ve Emsâli-Mehemmedeli), anonim Oğuz şiirleri ve Oğuznâme’nin Uzunköprü varyantı, başta Dana Ata ve Andelîb’in mesnevileri olmak üzere aynı zamanda yirmiden fazla salnâme günümüze ulaşmıştır. Oğuznâme adı altında toplanan örnekler belirli türlerde (destan, atasözleri, rivayet), şekillerde (epik, tarihî, edebî) ve dillerde (Çin, Arap, Fars, Türk) mevcuttur. Bilhassa tarihî-kronolojik salnâmelerin ilk defa Çin dilinde yazıldığı bilinmektedir. Meşhur Çin tarihçisi Sıma Tsyan’ın salnâmesi buna örnek teşkil edebilir. Tarihî Oğuznâme’nin doğu varyantı olan Çin yıllıkları, Hun Devleti’nin idarî-inzibatî yapısı hakkında verdiği bilgilerle batı varyantını tamamlar. Daha sonra Arapça, Farsça yazılmış çok sayıda tarih eserinin ön kısmında Oğuzlar’ın tarihi hakkında bilgi aktarması âdeta gelenek halini almıştır. Türkçe yazılan Oğuznâmeler geç bir tarihte XV. yüzyılda ortaya çıkmış ve bir Oğuznâmecilik geleneği meydana gelmiştir. Ancak Oğuznâme’yi Oğuzlar’ın tarihi olarak yazma işi herhalde daha erken bir zamanda V. yüzyılda başlamış ve yaygın biçimini XV-XVI. yüzyıllarda almıştır. Yazılı Oğuznâme tarihî bilincin ürünü olup Türk boylarının tarihî gelişimini ve hükümdarların şecerelerini yazmak için oluşturulmuştur. Yazılı Oğuznâme metinleri genel anlamda sözlü gelenekten tam kopamasa da bir tarih yazma faaliyetidir, en önemlisi de buradaki düşünce destanî olmasının ötesinde tarihî bir özellik taşır. İslâmiyet’ten sonra Oğuznâmeler, Türkmenliğin güçlendiği dönemlerde yazılmaya başlanmıştır ve bunlarda Oğuz’un savaşçılığı onun dini yayan bir veli olmasıyla birleştirilmiştir.

Oğuznâme’nin hem epik hem tarihî varyantları sözlü kaynaklardan beslendiği için motif yakınlığı ve olay örgüsündeki benzerlik çok güçlüdür. Tarihî-kronolojik müslüman Oğuznâmeler’inden en meşhurları olan Reşîdüddin Fazlullah’ın Câmiʿut-tevârîindeki “Târîh-i Oğuz u Türkân” (XIV. yüzyıl), Yazıcıoğlu Ali’nin Târîh-i Âl-i Selçûk (XV. yüzyıl), Tebrizli Mahmudoğlu Hasan Bayatlı’nın Câm-ı Cem-âyîn (XV. yüzyıl), Ebû Bekr-i Tihrânî’nin Kitâb-ı Diyarbekriyye (XV. yüzyıl), Enverî’nin Düstûrnâme (XV. yüzyıl), Mîrhând’ın Ravżatü’-afâ (XV. yüzyıl), Hândmîr’in ulâatü’l-abâr (XVI. yüzyıl), Bayburtlu Osman’ın Tevârîh-i Cedîd-i Mir’ât-ı Cihân (XVI. yüzyıl) ve Lokman b. Hüseyin’in Oğuznâme’si (XVI. yüzyıl), Hâfız Teniş Buhârî’nin Şerefnâme-i Şâhî (XVI. yüzyıl), Salır Baba Gulalıoğlu’nun Oğuznâme adıyla meşhur olan Târîh-i Salır Baba (XVI. yüzyıl), Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terâkime ve Şecere-i Türk (XVII. yüzyıl), Şakerim Kudayberdiev’in Türk, Kırgız, Kazak Hem Hanlar Şeceresi (XIX. yüzyıl), Mûnis ve Muhammed Rızâ Âgehî’nin Firdevsü’l-ikbâl adlı eserlerinin tipolojik tahlilinden folklor için kalıp ifadelerden olay-kompozisyon yapısına, kahramanın biyografik tarihine (Oğuz’un doğması, ilk kahramanlığı, evlenmesi) kadar bütün olay örgüsünde folklor ruhunun (alp tiplemesi, at motifi, karanlık âleme seyahat gibi) hâkim olduğu anlaşılır. Oğuznâme’de Türkler’in yükselişi, devlet kurmak için mücadeleleri, dünya nizamını oluşturma çabaları tarihî bir gerçeklikle takdim edilir. Tarihî Oğuznâme’nin hem doğu hem batı varyantları daha çok şecere geleneği içinde korunduğundan onları tarihî-mitolojik şecere olarak da adlandırmak mümkündür. Hükümdarlar için yazılan bu tür Oğuznâmeler’de destan unsurları çokça korunsa da fonksiyon bakımından bunlar edebî-epik türlerden farklılık arzeder. Sözlü gelenekte yaşayan Oğuznâme destanları ile beraber yazılı epik âbidelerin V. yüzyıldan önce mevcut olduğu İbnü’d-Devâdârî’nin Dürerü’t-tîcân ve ġureru tevârîi’z-zamân adlı kısa tarihinden de bilinmektedir. Ancak bu Oğuznâme günümüze ulaşmamıştır. İbnü’d-Devâdârî’nin verdiği bilgilerden bu Oğuznâme’nin Oğuz Kağan’dan başlayıp Selçuklular’a kadar gelen bir devrin destanlaşmış veya yazıya aktarılmış sözlü tarihi olduğu anlaşılır (Süleymaniye Ktp., Damad İbrâhim Paşa, nr. 913).

Oğuz destanlarının zamanımıza kadar gelen en eski varyantı, yaklaşık XIII. yüzyılın sonları ile XIV. yüzyılın başlarında Turfan’da asıl nüshadan Uygur alfabesiyle yazıya geçirilmiş Oğuz Kağan destanıdır. Anlaşıldığına göre bu Oğuznâme, Oğuzlar’ın cihan devleti kurma ülküleriyle boy sisteminin oluşması hakkında tarihî-mitolojik hikâyelerin destan varyantıdır. İkinci varyant ise Reşîdüddin’in Câmiʿut-tevârî adlı eserinde bulunan Farsça “Oġuznâme”dir. Söz konusu varyant Oğuz destanlarının ilk İslâmî varyantı olarak bilinir. Bu Oğuznâme’yi Zeki Velidi Togan Türkiye Türkçesi’ne aktarmıştır. Farsça Oğuz destanına göre Türkler’in tarihi Nûh peygamberin oğlu Yâfes’le başlamaktadır. Yâfes babası tarafından Türkistan’a gönderilmiş, dolayısıyla Türkler de Yâfes’in soyundan gelmiştir. Yâfes, Türkler arasında Olcay Han lakabıyla bilinmektedir. Olcay Han soyundan gelen Kara Han, Oğuz’un babasıdır. Oğuz Han müslüman olarak dünyaya gelir. Doğar doğmaz annesine Tanrı’ya inandığı ve müslüman olduğu takdirde sütünü emeceğini söyler. Büyüdüğünde de ilk mücadelesini Müslümanlığı kabul etmeyen babası, amcası, hısım ve akrabasıyla yapar. İlk defa Reşîdüddin’de geçen bu varyant, Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terâkime’siyle Mûnis’in yarım bırakıp daha sonra yeğeni Âgehî’nin tamamladığı Firdevsü’l-ikbâl adlı eserinde de geçmektedir. XVI. yüzyılda yazıya geçirildiği tahmin edilen bir diğer büyük Oğuznâme Kitâb-ı Dedem Korkud âlâ Lisân-ı Tâife-i Oğuzân’dır. Bu eserde on iki olay ayrı ayrı başlıklarla anlatılmaktadır. Bundan dolayı esere Dede Korkut hikâyeleri adı verilmektedir. Her bir olay ayrı bir hikâye şeklinde anlatılsa da hikâyelerin Oğuznâme’den alınmış parçalar olduğu düşünülmektedir. Hikâyelerde Oğuz’un dünya görüşü, devlet yapısı, danışma heyeti olan “kengeş”, harbî-demokratik sistem değişmeden her iki destanda aynı şekilde ifade edilir. Ancak Oğuz Kağan destanında ilk Türk devletinin kurulması ve Oğuzlar’ın Moğolistan’dan Mısır’a kadar olan topraklarda hükümranlığı göz önüne alınırsa Dede Korkut’ta Karadeniz’le Hazar denizi arasında kalan Oğuz ilinden söz etmek gerekir. Diğer taraftan birinci Oğuznâme’deki merkezleşmiş il idarî sistemli devlet Dede Korkut boylarında biraz zayıflamış, beylerbeyiliklere bölünmüştür. İç Oğuz ile Dış Oğuz’un birbiriyle karşı karşıya gelmesi ise devletin artık siyasî otoritesinin zayıflamasından, çekişmeler devrinin başladığından haber verir. Kısa olan Uzunköprü varyantında Oğuz Kağan’da tasvir edilen olaylar da tekrarlanır. Her iki destan İslâmiyet’ten önceki dünya görüşünün ürünüdür. Dede Korkut boyları ve tarihî Oğuznâmeler İslâmî unsurlarla zenginleştirilmiştir. Oğuznâme adıyla bilinen anonim şiirlerde Korkut Ata, Oğuz Kağan, Bayındır, Kazan ve diğer Oğuz kahramanları övülür, kahramanlık sahnelerine yer verilir; Korkut Ata’nın ölümden kaçması, dolayısıyla ölümle mücadelesi tasvir edilir.

Oğuznâme’deki dünya görüşünün, motiflerinin aynı zamanda Fars edebiyatına da büyük etkisi olduğu kanıtlanmıştır. VI. yüzyılda Büzürgmihr tarafından Farsça’ya çevrilen Oğuz destanının İran şairlerinden Dakīkī’ye ve Firdevsî’ye etkileri açıktır. Firdevsî, Şâhnâme’sinde Oğuz mitlerinden, destanlarından geniş ölçüde yararlanmıştır. Karahan olayı, Korkut Ata’nın ölümle mücadelesinin Efrâsiyâb’ın ölümden kaçma çabalarına dönüşmesi, Bamsı Beyrek hikâyesinin Bîjen ve Menîje destanında yer alması, Tepegöz mitinin İsfendiyar olayında görülmesi gibi birçok sözlü Türk kültür ürünü Şâhnâme’de yer almıştır. Oğuznâme motiflerinden Nizâmî-i Gencevî de amse’yi oluşturan mesnevilerinde yararlanmıştır.

Bibliyografya:

*    Dede Korkut Kitabı 1 (nşr. Muharrem Ergin), Ankara 1994, s. 73-251;

*    Dedem Korkut’un Kitabı (nşr. Orhan Şaik Gökyay), İstanbul 1973, tür.yer.;

*    Reşîdüddin, Sbornik Letopisey: Djami’at-tavarih (trc. O. I. Smirnova), Moskova-Leningrad 1952, I, tür.yer.;

*    Hâfız Teniş Buhârî, Şerefnâme-i Şâhî: Kniga Shakhskoi Slavy (trc. M. A. Salahetinovoy), Moskova 1983, I, 3-65;

*    Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Terâkime (haz. Zuhal Kargı Ölmez), Ankara 1996, tür.yer.;

*    Rıza Nur, Oughouz-Namé: Epopée Turque, Alexandrie 1928;

*    M. Fahrettin Kırzıoğlu, Dede-Korkut Oğuznâmeleri, I. Kitap, İstanbul 1952;

*    Zeki Velidi Togan, Oğuz Destanı: Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlili, İstanbul 1972, s. 17-78;

*    V. M. Jirmunskiy, Tyurkskiy Geroiçeskiy Epos, Leningrad 1974, tür.yer.;

*    Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları, İstanbul 1980;

*    Oğuzname (haz. S. Elizade), Bakü 1987; Annakulı Bekmıradov, Andalıp hem Oğuznamacılık Debi, Aşkabat 1987;

*    Kulmat Ömiraliev, Oğuz Kağan Eposının Tili, Almatı 1988, s. 3-54;

*    Nurmuhammet Andalıp, Şıgırlar hem Poemalar, Aşkabat 1990;

*    Şakarim Kudayberdı-Ulı, Rodoslovnaya Tyurkov, Kirgizov, Kazahovi Hanskiy Dinastiy, Alma-Ata 1990, s. 11-38;

*    Fuzuli Bayat, Oğuz Destan Dünyası. Oğuznamelerin Tarihi, Mitolojik Kökenleri ve Teşekkülü, İstanbul 2006;

*    a.mlf., “Dede Korkut Oğuznamelerinde Devletçilik ve İdare Etme”, Dede Korkut Sözü, Bakü 1999, s. 15-27;

*    P. Pelliot, “Sur la légende d’Uguz-Khan en écriture ouigoure”, T’oung Pao, XXVII/4-5, Leiden 1930, s. 247-358;

*    Harun Güngör, “Seyyid Lokman ve Oğuznâmesi”, TDA, sy. 44 (1986), s. 91-103.

o  Görseldeki eser konuyla ilgili en yetkin kaynaklardan biridir.

·       Nebiha Sürme

·       Türk Uygarlıkları 

İlginizi Çekebilir

Osmanlı ve Selçuklularda Yönetim Biçimi Ve Ekonomi -3

Metin Aydoğan Osmanlı Devleti’nin ortaya çıkışını, yaygınca kabul gördüğü gibi “yeni bir devletin kuruluşu” olarak değil, belki de ondan daha çok; tarihsel köken, toplumsal
Devamını Oku...

Çanakkale 1915…

Zion Katır Bölüğü (Zion Mule Corps) Yahudi Katır (Ester) Bölüğü, tıpkı 1. Dünya Savaşı’ndaki “Yahudi Lejyonu”, İspanyol İç Savaşı’ndaki “Botwin Bölüğü” ve 2.
Devamını Oku...

Arıburnu Muharebeleri - 10 (19 Mayıs 1915)

Yücel Özkorucu Osmanlı Başkomutanlık Vekâleti, Çanakkale'de geçen buhranlı muharebe günlerinin uzamasından endişe etmeye başlamıştı. Gelibolu yarımadasında çıkarma yapmış olan
Devamını Oku...

Tarihte Bugün 24 Kasım 2016

1642 - Abel Tasman, Tazmanya'ya ayak basan ilk Avrupalı oldu. 1859 - Darwin'in "Türlerin Kökeni" çalışması yayımlandı. 1874 - Joseph Farwell Glidden dikenli telin patentini aldı. 1934
Devamını Oku...

İkinci Dünya Savaşı’nda İnönü’nün Dış Politikası

İnönü’nün Türkiye’yi 2. Dünya savaşına sokmadığı, ‘30’lar kuşağının çocuklarını babasız bırakmadığı’ söylemi; yaygın olarak bir dış siyaset başarısı olarak
Devamını Oku...

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi

27 Ağustos 1922 tarihindeki Hâkimiyet-i Milliye gazetesi Büyük Taarruz'da Edirne'yi
Devamını Oku...

İngiliz donanmasının Çanakkale'yi aşıp İstanbul'a yaklaştığı duyulunca

1807 yılının 19 Şubat günü bir İngiliz donanmasının Çanakkale'yi aşıp İstanbul'a yaklaştığı duyulunca halkta büyük bir telaş başlamış, varlıklı olanlar konakları bırakıp
Devamını Oku...

Keltler Anadolu’ya Geliyor

Galatlar, Avrupa’dan Yürüyüşle Anadolu’da Kısım II Anadolu’nun Yerli Halkı; Frigler Burada bölgede Sakarya ile Kızılırmak arasında bir zamanlar; Hititler yaşamaktaydı.
Devamını Oku...

8 Temmuz 1915

Yakup Kamer 8 Temmuz 1915. Sığındere’de tarafsız bölgede kalan ölülerin toplanması ile ilgili ateşkes teklifimiz reddedildi. General Hamilton bunu red eder. Biz de bir bildiri ile
Devamını Oku...

Parion Biga

Marmara Denizi kıyı kenti olan Parion, 2005 yılından beri yürütülen çalışmalarda özellikle nekropolis alanında elde edilen veriler göz önünde bulundurulduğunda bir Troas kenti olduğu
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7633 Toplam Görüntülenme: 3202971

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı