Köylü Milletin Efendisidir

Halkçılık İlkesi İle Sosyal Demokrasi’nin Karşıtlığı Üzerine

Ana muhalefet partisi seçmeni ve ulusalcı kesimin düşürüldüğü önemli ideolojik tuzaklardan biri de halkçılık ilkesi ile sosyal demokrasinin birbirlerine yakın anlayışlar olduğu aldatmacasıdır. Çünkü bu iki anlayış birbirine yakınmış gibi gösterildiğinde, vatanseverlerin, küresel sermayenin yalanlarına inanması çok daha mümkün hale gelmektedir. Oysaki halkçılık ile sosyal demokrasi birbiri ile taban tabana zıt iki akımı ifade ederler.

Bu karşıtlığa girmeden önce “Halk” kelimesinin neyi ifade ettiği konusunda bir tarif ortaya koymak gerekmektedir. Halk, kısaca belirli yer ve zamanda yaşayan insanların ekonomik çıkarlar nedeniyle bir sosyo-ekonomik dayanışma içine girmeleri sonucunda meydana gelen insan topluluğu olarak tanımlanmaktadır. Toplum bilimlerinde ise halk, genel olarak ortak yanları güçlü ve benzer kökten gelen birçok kavim ve soy topluluğunun birleşmesinden ortaya çıkan zümrevi varlıklar biçiminde ifade edilmektedir. Halkçılık ise, işçi ve köylü kesimlerin, yani emeği ile geçinen geniş kitlelerin çıkarlarını savunmayı amaçlayan siyasal hareketin adıdır. (Prof. Dr. Anıl Çeçen-Halkevleri, syf. 27-29)

Bu tanımların ardından halkçılık kavramının ülkemize nereden geldiği ve bizde kazandığı anlam üzerine de bir şeyler söylemek gerekmektedir.

Halkçılık, Osmanlı’nın gündemine gelmeden önce 1800’lü yılların ilk yarısında Herzen ve Çermişevski tarafından Çarlık Rusya’sında ortaya atılmış, 1868 yılında da Bakunin’in, kendi çıkardığı Narodnoye Delo (Halkın Davası) dergisinde yazdığı bir makale ile ivme kazanmış bir harekettir. Makalede Bakunin, üniversiteli gençlere okulu bırakıp halka gitmelerini önermiş ve bu öneri gençlik içinde büyük yankı uyandırmıştır.

19’uncu yüzyılda Rusya’da temel olarak iki akım göze çarpmaktadır. Bunlardan biri Slavofillik, yani Slavperver akım, ötekisi ise Batıcılık’tır. Osmanlı’daki Tanzimat ekolünü andıran Batıcılık; Rusya’nın Batı’nın izlediği yolu izleyip, sanayileşerek liberal demokratik kurumların tesis edilmesi yoluyla özgürleşmesini önermekteydi. Slavperver akım ise, Rusya’nın kendi özünde demokrasinin zaten yer aldığını ve bunun Batılı kurumlar tarafından bozulmaması ve kirletilmemesi gerektiğini savunmaktaydı. Bu akıma göre Rusya kendi kültürünü korumalıydı.

Bahsettiğimiz her iki akımın da sağ ve sol versiyonları ortaya çıkmıştı. Örneğin Slavperverlerin bir kısmında, Çarlığın, Rusya’nın özünü teşkil ettiğini savunan kiliseci bir gelenek oluşmuştu. Buna karşıt olarak Slavperverlerin diğer kısmı da Çar’a karşı olup, köylünün tarımdaki komünlere dayanarak kapitalizmin sömürü aşamalarını yaşamadan doğrudan sosyalizme geçilebileceğini savunuyordu. Öte yandan Batıcı kamp içinde de, bir yandan Batılı liberal kurumları savunan sağ liberal bir kesim olduğu gibi, Marksizm’i savunan sol unsurları barındıran bir kesim de bulunmaktaydı.

Rusya’daki halkçılık akımı Slavofillerin içinden çıkan ve halka gitmeyi savunan bir akımdı. Bu akımda genelde belli başlı iki tür mücadele söz konusuydu. Birincisi başarısızlık nedeniyle bireyci ve maceracı bir konuma gerileyerek, çıkarları konusunda halka ne yapacağını dikte eden ve kurtuluşun devrimle olacağını söyleyen türde Narodniklerdir (Halkçılar). İkincisi ise, eğitimli gençlerin, halkın kültürünü halktan öğrenirken, aldıkları modern eğitimle halkı bilinçlendirerek, Çarlığa karşı isyan edilmesini amaçlayan türde Narodnikler olarak tanımlanabilirdi. Bir yandan halkı bilgilendirirken, öte yandan mücadele konusunda halka tabi olmayı gerektiren bu akım daha sonraları “Popülizm” olarak da anılacaktı. Her iki akım da köylülüğü hedef alıyor, şehirlerdeki işçilerin mücadeleye önder değil, destek olacağını düşünüyordu. Bunun da en önemli sebebi olarak, Rusya’da kadim bir köy komünleri geleneğinin bulunması ve tarım gelirlerinin komünal bir paylaşıma tabi tutulması görülüyor ve işçi sınıfının henüz gelişme aşamasında olduğu düşünülüyordu.

Bu aşamada şunu tespit etmek gerekir ki; Rusya’da Marksistler önderliği ele geçirinceye kadar sosyalizme ulaşmanın ancak köylülerin isyan ederek gerçekleştireceği devrimle mümkün olduğu düşünülüyordu. Belki de tüm Narodnik grup ve örgütler, farklı yollarla da olsa bir şekilde sosyalizme ulaşmak için mücadele veriyorlardı. Sonuçta Rusya için varılması gereken nokta köy komünü geleneğinden dolayı Narodnizm olarak anılan halkçılığın sosyalizme ulaştırılmasıydı.

Nitekim sosyalizme geçişin köylü önderliğiyle mi yoksa işçi sınıfı önderliğiyle mi yapılacağı tartışması Narodnikler ile Marksistleri karşı karşıya getirdi ve Narodnizm’e, yani halkçılığa karşı büyük bir mücadele veren Marksist Plehanov, arkadaşı Lenin ile birlikte kamuoyunda önderliği ele geçirdi. Plehanov’a göre, Rusya’daki halkçılık akımıyla mücadele verilmeden halkın Marksist bir devrime ikna edilmesi imkânsızdı. Çünkü Rus halkçılığı öncelikle köylünün önderliğini esas alıyor, devrimi de köylünün eğitilerek olgunlaşması ve isyan edecek bir sürece ulaşmasını beklemekten söz ediyordu. Oysa Marksistlere göre devrim, işçi sınıfı önderliğinde derhal örgütlenmeli ve uygulamaya konulmalıydı. Bu nedenle Plehanov, yazdığı makale ve kitaplarında halkçılığı halkın gözünde mahkûm etmeyi hedefledi. Başlangıçta Lenin ve ağabeyi, Narodnaya Volya (Halkın İradesi) adlı şiddet yanlısı ve bireysellikle amaca ulaşabileceğini düşünen bir Narodnik örgütü üyesiydi. Örgüt, Çar Aleksandır’a suikast düzenleyince olaydan sorumlu tutulan Lenin’in ağabeyi yakalanarak idam edilmiş, Lenin ise kaçak durumuna düşmüştü. Plehanov’a yönelerek daha sonra Marksistlerle birlikte mücadele eden Lenin, işçi sınıfının pek de gelişmediği Rusya’da, bir takım devletler ve liberal bankerlerin desteğiyle iktidarı ele geçirmeyi başarmıştı. Böylelikle devrim, görünürde köylü sınıfının değil, işçi sınıfının önderliğinde gerçekleşmişti ve Narodnikler’in değil, Marksistlerin eseri olmuştu.

Rus halkçılığının Osmanlı’ya yansıması 1908’deki İkinci Meşrutiyetin İlanı sürecine denk gelmektedir. Türkçülük üzerinden halkçılığı başlatanlar ise Rusya’da doğmuş olan, son derece nitelikli ve aydın bir yapıya sahip olan İsmail Gaspıralı, Hüseyinzade Ali, Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu'dur. Daha sonra bunlara Ziya Gökalp, Tekin Alp, Hamdullah Suphi ve Fuat Köprülü gibi Osmanlı aydınları da katılmışlardır. Osmanlı’nın Rusya’ya karşı kaybettiği savaşlara bir de Balkan savaşı yenilgisi eklenince 1912 yılında Halka Doğru hareketi etrafında bir takım dergiler ortaya çıkmıştır. Bu hareket Rusya’dan geldiği için “halkçılık”, milliyetçiliği benimsediği için de “Türkçülük” olarak anılmaya başlamıştır. Halkçılık düşüncesi Türklüğün kurtuluş reçetesi olarak görülerek ilk olarak İttihat ve Terakki Partisi’nin uygulamalarına yansımıştır. Daha sonra Osmanlı yıkılıp, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra ise Atatürk’ün bir politikası haline gelmiş ve halkçılığın esasları önce CHP’nin, sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin rehberi haline dönüşmüştür. Halkçılıkla ilgili düşünceler üç farklı yaklaşımla, yani Yusuf Akçura halkçılığı, Ziya Gökalp Halkçılığı ve Halka Doğru Dergisi halkçılığı olarak belirginleşmiş, Kemalist halkçılık ise daha çok Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura halkçılığından etkilenmiştir.

1910’lu yılların başında Ziya Gökalp’i en çok etkileyenler Fransız yazarlarıydı. Bu yazarlar arasındaysa en çok okuduğu ve derslerinde öğrencilerine anlattığı düşünür Alfred Fouilleé idi. Yine Emile Durkheim’in yapıtlarıyla da bu yıllarda tanışan Gökalp, korporatizm ve bir Fransız uygulaması ve meslek örgütleri dayanışmasını temsil eden bir ideoloji olan solidarizme ilgi ve hayranlık duymuştur. 1923 yılına gelindiğinde Atatürk de, Alfred Fouille’nin ve solidarist uygulamayı başlatan Fransız Radikal Partisi genel başkanı Leon Bourgeois’in iki kitabını tercüme ettirerek meclis adına bastırmış ve tüm milletvekillerine okumaları için direktif vermiştir. Bu iki kitap hali hazırda meclis arşivinde bulunmaktadır. Yine 1923’te yapılan İzmir İktisat Kongresi’ne, Ahilik esaslarına uygun olarak, meslek örgütlerinin temsilcilerini davet etmiştir.

Neden sosyalizm değil de Ahilik?

Gerçekte Rusya’da halkçılık, bir ideolojiden ziyade halkla kurulacak iletişim yönteminin nasıl olması gerektiğine dair yöntem tercihlerini içeren bir sistemdi ve seçilen yönteme dayalı olarak halkın tanımını yapıyordu. Yukarıda da anlatıldığı üzere Rus Narodnikleri halkçılığın önüne hedef olarak sosyalizmi koyuyordu. Çünkü köy komünleri sistemi bu ülkede uzun süredir bir gelenek olarak zaten mevcuttu. Rus Narodnizmi’nin halka ne yapacağını dikte etmek yerine halkla beraber hareket etme anlayışını tercih eden kısmında yer alan Türk halkçıları doğal olarak, Osmanlı Devleti’ndeki Selçuklular’dan beri süre gelen Ahilik geleneğini halkçılığa eklemledi. Bilindiği üzere çoğunlukla Slavlarla yahut rakip kavimlerle yaşadıkları savaşlar sonucunda Selçuklu İmparatorluğu’na sığınan ya da göç eden Türkmen göçebeler, Selçuklu İmparatorluğu’nda bir toplumsal sorun haline gelmişler ve topluma uyum göstermede büyük zorluklar yaşamışlardı. Ahi teşkilatı bu Türkmen kitlelerini iş ve meslek sahibi yaparak onların yerleşik hayata geçmelerinde önemli bir rol oynamıştır. Hatta bu teşkilatın kuruluş amaçlarından bir tanesi bu rolün ifası olmuştur.

Ahiliğin temeli tıpkı Durkheim’in “Meslek Ahlakı” kitabında anlattığı iş ahlakı anlayışı üzerine oturtulmuştur. Bu da yerleşik çalışma hayatını kalıcı hale getirmiştir. Böylece bir yandan sanat ve tarımsal üretim anlayışı Türkmen topluma benimsetilirken diğer yandan da üretimin nimetlerinden tüm toplumun istifadesi sağlanmıştır. Bu nedenle Ahilik, Osmanlı’da da köylülüğün geliştiği, şehirlerdeki işçi sınıfının onun gerisinde kaldığı bir sistem olmuştur. İkinci Meşrutiyet aydınlarının sosyalizmin yerine Ahiliğin bilimsel modernitesini tercih etmeleri son derece doğal ve ülke gerçeklerine uyumlu bir tutumdur. Halkçılık aynı zamanda halkın geleneklerine saygı göstermek demektir. Rus halkçıları köylü sosyalizmini savunmuş, Türk halkçılığı ise temelinde Ahilik olan solidarizmi savunmuştur. Anıl Çeçen’e göre Atatürk, cumhuriyeti kurarken Osmanlı Devleti’nin parçalanması sırasında almaya çalıştığı önlemlerden ve Rus Çarlığı’nın milliyetleri bir arada tutabilmek için uyguladığı devletçi halkçılık anlayışını beraberce değerlendirmiş ve çıkarttığı dersler sonucunda iki uygulamadan da farklı bir anlayış ortaya koymuştur. Bu nedenle halkçılık ile sosyalizme varılır diye bir kural geçerli değildir.

Sosyal demokrasi ise Marksizm’den türemiş bir harekettir. Lenin’in başkanlığını yaptığı parti de dâhil olmak üzere Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ve İngiliz İşçi Partisi de başlangıçta Marksist partiler olarak kurulmuşlardır. Birinci Dünya Savaşı’ndan, ya da İkinci Enternasyonal’den itibaren Avrupa’daki Marksist Sosyal Demokrat partiler Rusya’nın Marksist çizgisinden adım adım uzaklaşarak revizyonizme kaymışlardır. Bugün için dünyanın neredeyse tüm sosyal demokrat partileri Marksizm’i terk etmiş ve sol görünüm altında liberalizmin savunucusu haline gelmişlerdir. Bu bilgiler ışığında, ister solcu bir tavır takınsın, isterse liberal uygulamalar ortaya koysun, sosyal demokrat anlayış halkçılık anlayışıyla, özellikle de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkçılık ilkesiyle zehirli bir kan uyuşmazlığı içerisindedir. Bu makalenin amacı da Kemalist veya ulusalcı çevrelerde şeytanca yaratılan bu anlayış farklılığını ortaya koyarak kamuoyunu aydınlatmaktır.

Sosyal demokrasi ile halkçılık ilkesi arasındaki çelişkiler nelerdir?

1 – Hem halkçılık hem de Marksizm bağlamındaki sosyal demokrasi Rusya kaynaklı, birbirine ters ve çatışan iki akımdır.

2 – Sosyal demokrasi Marksizm’in ürünüdür. Halkçılık ise hem Rusya hem de Türkiye için milli kültürden kaynaklanır.

3 – Ağırlıklı olarak, sosyal demokrasi işçi, halkçılıksa köylü hareketidir.

4 – Sosyal demokrasi Halka “inmeyi” ve onlara ne yapacağını dikte etmeyi; buna karşılık halkçılık halktan öğrenmeyi, halkı bilinçlendirmeyi ve nihai hedef için halkla birlikte harekete geçmeyi benimser.

5 – Sosyal demokrasi, sınıf çatışması anlayışından yola çıkarak, emekçi sınıfların diğer sınıflarla mücadele ederek hakkını almasını savunur. Oysaki Atatürk’ün halkçılık ilkesi, sınıf çatışmasını reddeder ve sınıfların meslek örgütleri içerisinde birbirleriyle dayanışmasını savunur.

6 – Rusya’daki Halka Gitme hareketi sosyal demokratlar (o zamanki Marksist devrimciler) gibi sosyalizm için mücadele vermiştir. Osmanlı’daki Halka Gitme hareketi ise Solidarizm için çalışmıştır. Cumhuriyet kurulduktan sonraki hedef de solidarizm için konmuştur.

7 – Bazı araştırmacılar sosyal demokrasiyi sol, halkçılığı sağ görüntülü hareketler olarak tanımlamışlardır. Bize göreyse her iki akım da hem sağ hem de sol tarafından kullanılmıştır.

8 – Günümüzde sosyal demokrasinin maskesi tamamen düşmüş, liberal kapitalist ekonomiyi savunan ve devletçiliği küçümseyen bir hale gelmiştir. Oysaki halkçılık ilkesi, devletçilik ilkesiyle beraber büyük bir anlam taşımaktadır.

9 – Günümüzde sosyal demokrasi NATO ve Avrupa Birliği gibi Batılı örgütlerin emperyalist planlarında rol almayı savunur. Halkçılık ilkesi ise, mazlum milletlerle işbirliğinden yanadır.

10 – Sosyal demokrasi, özyönetim ve yerel yönetim gibi coğrafi birimlerin kendi kendini yönetmesini öngören kavramları savunarak merkezi yönetimi zayıflatarak ulus devletten uzaklaşmayı hedeflerken; halkçılık, bir ulus devlet şemsiyesi altında eşit ve adaletli bir yaşam şeklini benimser.

Kaynakça

·       Prof. Dr. Anıl Çeçen, Atatürk’ün Kültür Kurumu Halkevleri, Genişletilmiş 3. Baskı, Tarihçi Kitabevi

·       Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm – Taha Parla, Deniz Yay.

·       Türkiye’nin Birliği – Prof. Dr. Anıl ÇeçenTogan Yay.

·       İlluminati Paranın Baronları – Faik Kurtulan, Ozan Yay.

·       https://m.bianet.org/…/192371-1917-ye-giderken-rusya-da-siy… dusunce-ve-tartismalar

·       http://www.restoraturk.com/…/77-ahilik-teskilatinin-sosyal-…

·       Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Doktora Tezi- Meşrutiyetin Üç

·     Kaynak:Halkçılığı ve Kemalist Halkçılığa Etkileri Yard. Doç. Dr. Evren Haspolat* S 47, Bahar 2011, s. 557-584

·     Faik Kurtulan‎ - Araştırmacı Yazar Cumhuriyetçi Birlik Platformu Genel Merkez

·     19 Ekim 2018

İlginizi Çekebilir

Zaferler ömür boyu kutlanır

????Milletçe sahip olduğumuz vatan sevgisi ve hürriyet aşkı, dün olduğu gibi bugün de Mehmetçiğimizin kahramanlık ve cesaretinde vücut
Devamını Oku...

Mustafa İsmet İnönü

Mustafa İsmet İnönü (d. 24 Eylül 1884, İzmir - ö. 25 Aralık 1973, Ankara) ''24 Eylül 1884 İsmet İnönü’nün doğum tarihidir. Babası Reşit Bey, Mustafa İsmet’in doğum tarihini
Devamını Oku...

19 Mayıs 1915

19 Mayıs 1915. Ayni zamanda bir başka yılın 19 Mayıs'ı son Türk devletinin kurucu babası gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk bugün sabah Samsun'da kıyıya çıktı. Ordu müfettişi olarak
Devamını Oku...

14 Kasım 1915

Lord Kitchener ve Birwood bütün cepheleri gezdiler. Teftiş ve denetleme yaptılar. Durum iç açıcı değil. General Monrea'nın derhal tahliye önerisine sıcak bakılmaya
Devamını Oku...

Tarih ne güzel aynadır

Atatürk diyor ki ''Tarih ne güzel aynadır. İnsanlar, özellikle ahlâkta gelişmemiş kavimler, en büyük kutsal kavramlar karşısında bile hasis duygulara tâbi olmaktan nefislerini men
Devamını Oku...

Çanakkale'nin Kadın Keskin Nişancıları

Şehit kadınların şahidi: Günlükler Avustralyalı piyade er J.C. Davies, annesine yazdığı mektupta, “Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü, keskin nişancı bir Türk kızı pusuda
Devamını Oku...

Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar

Atatürk 4000 bin cilte yakın kitap okumuş ve 'eğer ben bunları okumsaydım hiç bir şey başaramazdım' diyor..Seçimlerden önce ortaya çıkın %60 Hayır oyu çıkacağını bile bile
Devamını Oku...

Florya Köşkü'nde Kopan Fırtına

Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın birçok devrimlerden sonra, büyük dil devrimine giriştiği yıllardayız. Gazi, her gittiği yerde akademik toplantılar düzenlenmekte, öz Türkçeye doğru
Devamını Oku...

2 Eylül 1928 - Atatürk Gelibolu’da

Semih Dülger Atatürk’ün Cumhurbaşkanı sıfatıyla Çanakkale’ye ilk gelişi 1 Eylül 1928 tarihine rastlar. Bu tarihte Atatürk, Ertuğrul Yatı ile Dolmabahçe’den Çanakkale’ye
Devamını Oku...

Geleceğimizin bağımsızlığı için

''Efendiler, mevcudiyetimizi muhafaza için, geleceğimizi, bağımsızlığımızı temin için, mevcut olan düşmanların emellerini yakından biliyoruz ve düşmanların bu emellerini elde etmek
Devamını Oku...

Edirne Sabun Sanayi ve Tic. Ltd. ?ti. A: Yeni Sanayi Sitesi 11/B Blok No.4

– Edirne T: 0(284) 236 31 37


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7667 Toplam Görüntülenme: 3706839

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı