Korkunun Adı Yolculuk

Sabriye Cemboluk

Küçük hikâye

Uzun yıllar önce henüz Yugoslavya savaşı çıkmamış ve ülke tek parça halindeydi. Araba ile içinden bir günde geçemezdik. Böyle zorlu bir yolculuktan sonra memleketteki dört hafta çabucak geçmiş ve geri dönüyorduk. Edirne sınır kapısındaki kuyruklar neredeyse Havsa'dan başlıyordu. Bir günü bazen bir gün ve bir geceyi sınırda sıra gelmesini bekleyerek geçirmek zorunda kalırdık. O yolculukta da bir kaç araba önümüzde giden bir çift, araçlar durdukça sesleri dışarı çıkacak kadar sesli ve küfürlü kavga ediyorlardı. Hatta bazı kadın dışarı çıkıyor, adam onu kolundan tutarak ite kaka arabaya sokuyordu. Bazı yapma etme diyenlere de saldıran adam konvoydaki herkesin sinirlerini geriyordu. Ama ne oradan ayrılabilir ne de kavgalarını sonlandırmak için bir şey yapabilirdik. Uzun saatler sonra sınırdan geçip, yola çıkabilmiştik. Onlar gene bir kaç araba önümüzdeydi. Neyse artık kavga seslerini duymuyorduk. Bir ara onlar mı yavaşlamış biz mi hızlı gitmiştik bilmiyorum. Yanlarından geçerken adamın kadını yumrukladığını ve kadının yüzü gözü kan içinde olduğunu görmüştük. Yol aldığımız yer eski Kominist Bulgaristan'dı ve istediğimiz yerde duramıyorduk. Kalbim korku ve üzüntüden deli gibi çarpıyordu. İnşallah bir Bulgar polis bu durumu görüp kadını kurtarır diye dua ediyordum. Adam gene çok hızlanmıştı. Yanımızdan vızzz diye geçtiler. Bir şehrin girişinde Polis hız yaptığı için durdurmuş olacak. Kadın orada bulduğu bir sokak çeşmesinde yüzünü yıkıyordu. Bugaristan 'ı geçip Yugoslavya'nın Niş şehri yakınlarına geldik. Gece olmuş, gündüz sıcağı ve gerginlik bizi iyice yormuştu. Arabamızı bir park yerinde durdurup, dinlenmek yemek, yemek ve uyumak için karavanımıza geçtik.

İnsan yorgun olunca yemek de üstüne içilen çay da sonra yatılan uyku da çok tatlı oluyor. Sabaha kadar deliksiz uyumuşktuk. Sabahleyin aynı kavgacı karı kocanın gürültüleri ile uyandık. Keçinin sevmediği ot burnunda bitermiş. Bunlar da gelip bizim yanımıza park etmişler. Kahvaltı bile etmeden, eşim motoru çalıştırdığı gibi oradan ayrıldık. Niş şehrini geçince, büyük ve ağaçlı, gölgeli bir park yeri bulunca durup, kahvaltımızı ettik. İki bardak da keyif çayından sonra tekrara yola çıktık. Oh be, karnımızı doyurmuş, üstelik de kavgacılardan kurtulmuştuk. Gün boyu onları görmedik. Arada bir kaç defa daha mola verdik, benzin aldık falan ama nihayet onları atlatmıştık. Yol Zagrep şehrinin içinden geçerken epeyce yavaşlamak zorunda kalıyorduk. Üstelik de iş çıkışı bir saatteyiz. Kırmızı ışıkta durunca bir de baktım , kavgacılar yanı başımızda. Kafamı çevirip görmeyeyim dedim. Çünkü hala kavga ediyorlardı. Neyse yeşil ışık yanınca onlar bizden önce kalktılar. ne de olsa bizim arkamızda koca karavan var. Aman gitsinler de nereye giderlerse gitsinler. Fakat bir çok yolcu gibi bizim de bir büyük problemimiz var. Benzinimiz bitmek üzere ve yol üstündeki bütün benzincilerde benzin yok. Bir köy yolu sapağında benzin var işareti görünce oraya saptık. 40 kilometre kadar gittikten sonra önünde uzun bir araç kuyruğu olan benzinciyi bulduk. Allahım Bizi Avusturya'ya götürecek kadar benzin alabilsek. Bir söylenti var. Yedek benzin verilmiyormuş. Veya depoları doldurmuyorlarmış. Bu gidişle Slovenya dağlarında, yolda kalmak da var. Neyse saatler sonra sıra bize geldi. Kavgacılar bizden önce benzinlerini alıp yola çıkmışlardı. Bir karton marlboro sigarası karşılığında, benzinci bizim depoyu doldurdu. Tekrar yola çıktık. Geç de olsa daha güvenli bulduğumuz Avusturya topraklarına vardık. Gene bir park bulup, geceledik. Sabah baktık, kavgacılar barışmış. Arabanın yanındaki masada kahvaltı ediyorlar. Oh çok şükür dedik. Ne kerametse gene aynı zamanda yola çıktık. Yolda bir onlar geçiyor bizi bir biz onları. Aman kavga etmesinler de ne olursa olsun. Derken bayır aşağı inilen bir yerde biz onları geçerken ne görelim. Adam elindeki çekiçle kadının kafasına vuruyor. Kadını yüzü gözü gene kan içinde. Dağlık bir yerdeyiz. her taraf sık ormanlık. Etrafta telefon kulübesi falan yok. Cep telefonları zaten daha icat edilmemiş. Polis yok hiç kimseler yok. Adam garanti bu kadını burada öldürecek! Allahım ne yapsak diyoruz ama araba zik zaklar çizerek tekrar yanımızdan geçti. Trafik kurallarını alt üst ederek ilerliyor. O kadar sınırdan geçtik. Bu kadın, bu adamı neden şikayet etmedi. Bir sürü polisten geçtiler. Benim tansiyonum gene tavan yaptı. Bu arada hava iyice karardı. Ama ne olursa olsun bu gece Almanya'ya girip orada yatacağız. Neyse sabaha karşı Almanya'ya girdik ve ilk park yerinde yatıp uyuduk. Canımız yorgunluk ve gerginlikten yemek bile istememişti. Sabah kalkınca güzel bir kahvaltı edelim. Nasılsa oturduğumuz şehre sadece beş yüz kilometre yolumuz kaldı. Geldik sayılır. Aceleye hiç gerek yok. Adımımızı karavandan dışarı atınca gene kavgacılarla karşılaştık. Kadın başını galiba bir yerde sardırmış. Sargı bezi var kafasında. O tarafa bakmamaya çalışarak kahvaltımızı ettik. Bir ara kadın gelip bizden çay şekeri istedi. Hiç konuşmadan verdim gitti. Sonra yola koyulduk. Münih şehrini geçince gene dağlık ve virajlı bölgeye geldik. Buralarda çok dikkat istiyor. Kavgacıların arabası yanımızdan tekrar hızla geçti. Hala kavga ediyorlar mıydı bilmiyorum. Birden önümüzdeki arabalar acı frenler yapmaya ve korna çalmaya başladılar. Önümüzde bir kaza olmuştu. Araba virajı alamayıp, aşağı yuvarlanmış. İki saat kadar yolun açılmasını bekledik. Biz geçerken, kavgacıların paramparça olmuş arabasını çekiciye yüklüyorlardı. Demek ki kazayı onlar yapmış... Üzüldük, acaba öldüler mi? Bu sorunun cevabını ertesi günün gazetelerinde gördük. Kaza yapan direksiyondaki adam ölmüş, kadın bir kaç kırıkla kurtulmuş. Hayati tehlikesi yokmuş...

Sabriye Cemboluk

İlginizi Çekebilir

Annemden Aldığımız Kültür

Annemin sağlığa ve temizliğe çok önem verirdi. Aşı konusunda çok duyarlıydı. Annesinin yitirdiği on çocuktan ikisi, beş ve yedi yaşındayken kızamıktan
Devamını Oku...

Oryantalizm: XIX. Yüzyılın Üç Büyük Düşünürünün Osmanlı Analizi

Diyalektiğin temsilcileri Karl Marx (1818-1883) ve Friedrich Engels (1820-1895) Osmanlı hakkında şöyle der: “Osmanlı Devleti çürümektedir ve giderek daha fazla çürüyecektir. Osmanlılar
Devamını Oku...

Nesʺršvaŝa şarkısı...

Aşan gözlerini aç. Üzerinde, alaçam alaçam iğne ve dalları asma. Burası çok karanlık. Sadece ağacın hödükleri, bulut gökyüzünün sivkavata bezini mʺždeleeše. Güçlü bir acı
Devamını Oku...

Türk Halkı ve Yap-İşlet- Devret Yatırımları

[...Halkın önemli bir bölümü, yap-işlet-devret yöntemiyle yaptırılan yol ve köprüleri bir tür borçlanma olduğunu görmüyor. Ekonomik sorunların ağırlaştığı bir dönemde gerekli
Devamını Oku...

Bugüne nasıl geldiğimizi unutursak

Türkiye Osmanlı İmparatorluğu gibi yok olmasa bile, 21. yüzyıl statüsünü bağımsız devlet olarak sürdüremeyebilir. Bu düşünceleri cahil bir topluma anlatmak zordur... Doğan
Devamını Oku...

Nâzım Hikmet'in Kadıköy'de başına gelenler

Nâzım Hikmet'in 1931 yılının bir Ağustos gününde Kadıköy'de başına
Devamını Oku...

Bir ülkede halkın ayaklanması

Bir zamanlar bir ülkede halk ayaklanır hükümdara karşı. Haklılardır da. Ne adalet ne düzen kalmıştır ülkede. Hükümdar ayaklanan halkı meydandaki devasa bir havuzun etrafında toplar
Devamını Oku...

Arslan Sözünün Etimolojisi

Türk dillerinde ve Moğolcada Arslan, Kazakça ve Kırgızca Arstan, Çuvaşça Apäslan sözünün etimolojik kökeni Sümerceye kadar dayanıyor. Sümerce UR sözü ARSLAN demek. UR sözünün
Devamını Oku...

Org. İlker Başbuğ’dan Misak-I Milli Açıklaması

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ: Türk toplumu şunu anlamalıdır ki; Misak-ı Milliyi hazırlayan, hazırlatan ve ilk taslağını bizzat yazan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Şeyh
Devamını Oku...

Tahir Tamer Kumkale

Türk milletinin idaresinde ve korunmasında milli birlik, milli duygu, milli kültür en yüksekte tuttuğumuz idealdir .-Gazi Mustafa Kemâl Atatürk (1935) Gazi Mustafa Kemal Atatürk; binlerce
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7675 Toplam Görüntülenme: 3955101

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı