Kırım Sürgünü'nün hayattaki tanıkları o yılları anlattı

Modern dünya tarihinin en acı trajedilerinden Kırım Tatar Sürgünü'nün yaşayan tanıkları, 75 yıl sonra bile gördükleri zulmü tüm detaylarıyla hatırlıyor.

Kırım Sürgünü'nün hayattaki tanıkları o yılları anlattı

İslam Doğru

New York

Kırım Sürgünü'nün 75. yıl dönümü nedeniyle, sürgünün yaşayan şahitleri Dilaver Mustafaev ve Zehra Mustafaeva çifti, AA muhabirine o zorlu yılları anlattı.

Kırım Tatar sürgününün 75. yılı

Sürgünden sonra adi Selo Zelenoe olarak değiştirilen Kırım'ın Tatarosman köyünde doğan bugün New York'un Brooklyn bölgesinde yaşayan 90 yaşındaki Dilaver Mustafaev, o dönem köyde 33 ailenin yaşadığını ve ailelerin de tarımla uğraştığını aktardı.

Mustafaev, Rus askerlerinin 18 Mayıs 1944'te sabaha karşı köylerine baskın yaptığını belirterek, şunları söyledi:

"14-15 yaşlarındaydım. Sabaha doğru karanlıkta kapıyı kırar gibi açarak üç silahlı asker içeri daldı. Annem, babam ve 3 kardeşim, korkuyla yataklarımızdan fırladık. 'Size 15 dakika müsaade, alacağınızı alın, evi boşaltın!' diye bağırdılar. 'Bizi nereye götürüyorsunuz?' diye sorduk. 'Kırım halkı Sovyetlere ihanet etti, buradan gidiyorsunuz!' dediler, başka bir bilgi vermediler. Annem ağlıyor, hepimiz şaşkınız, asker 'hadi hadi!' diye sıkıştırıyor, dakika sayıyor. Yanımıza kuru erik, fındık, ekmek gibi alelacele elimize geçen şeyleri aldık, çıktık. Ardımızdan kapıyı çivilediler, o evden son çıkışımız oldu."

"Hayvan taşınan vagonlara bindirdiler"

Askerlerin köyde yaşayan herkesi köyün kenarındaki tütün ahırında topladığını kaydeden Mustafaev, yaklaşık 100 askerin de kaçmasınlar diye etraflarını sardığını anlattı.

Mustafaev, şöyle devam etti:

"Orada bizi bir-iki saat gün ağarana kadar tuttular. Sonra askeri kamyonlar geldi. Bizi iğne atsan yere düşmeyecek şekilde kamyonlara sıkıştırıp tren istasyonuna götürdüler. Eski, köhne, paslı, leş gibi kokan iki katlı hayvan taşınan vagonlara doldurdular. Çocuklar, kadınlar, hastalar ilk kata, bizler de eğilerek ikinci kata çıktık. Başka köylerden getirdikleri Tatarları da boş buldukları yerlere tıktılar. Ve akıbetimizin ne olacağını bilmediğimiz yolculuk başladı."

"2-3 günde bir kömür kovasından bir bardak çorba içtik"

Yaklaşık bir ay vagonlarda yarı aç yarı tok yolculuk yaptıklarını dile getiren Mustafaev, "Yolda yemek yok, 2-3 günde bir kömür kovasından bir bardak çorba verdiler. Tren şehirlerde ve normal istasyonlarda bizi kimse görmesin veya kaçmayalım diye durmuyor, çölde, ıssız açık alanlarda duruyordu. Açlıktan, hastalıktan, havasızlıktan yolda birçok insan öldü." diye konuştu.

Mustafaev, yolculuk sırasında vagonların rastgele, bir kısmının Özbekistan'a diğerlerinin de Sibirya'ya götürülmek üzere ayrıldığını, aynı vagon içinde olmayan aile ve akrabaların birbirinden koparıldığını belirtti.

Kendi vagonlarının Özbekistan'a devam ettiğini aktaran Mustafaev, "Bizi Özbekistan'ın yaşaması en zor ve kötü yerlerine götürdüler. Köylerden geçerken muhtarlar gelip tarlada çalıştırabilecek kişileri seçip ayırıyordu. Çocukları yaşlıları istemiyorlardı ama çoğumuz ya yaşlı ya da çocuktuk, gençler ve büyükler zaten Sovyet ordusunda askerdi, harpteydi." dedi.

Mustafaev, Özbekistan'ın o zamanlar Golodnaya bozkırı denilen Mirzachul bölgesindeki Rodina çalışma kampına götürüldüklerine işaret ederek, "Çöl gibi kuru çatlak toprağı olan, etrafta kimsenin yaşamadığı, kapısı penceresi olmayan kamıştan yapılmış barakaların olduğu bir yerdi. Buralara pamuk ekmek istiyorlarmış, kanallarla su getirmişler ama insan yok, bizi köle gibi çalıştırmak için getirmişler." diye konuştu.

Yaklaşık 60-70 kişi kaldıkları kampta kamıştan yatak ve ev yaptıklarını anlatan Mustafaev, Ruslara çalışan Özbek polislerin de başlarında "gardiyan" gibi beklediğini söyledi.

"Ölülerimizi çakallar yiyordu"

Mustafayva, köyün adeta "cezaevi" gibi olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

"O köyden çıkmak yok, her akşam buradayız diye imza atıyorduk, diğer köylere cenaze için bile gidemiyorduk. Ayrı köylere düşen akrabalar birbirini göremiyordu. Sabahtan akşama her gün pamuk tarlalarında çalıştık. Sıtma, açlık, hastalıklardan kırılmaya başladık. Neredeyse her gün bir iki cenaze gömüyorduk. Halsizlikten kuru toprakta derin mezar bile kazamıyorduk. Bozkırda çok çakal vardı, mezarlığın etrafında dolaşırlar, cenazeden sonra toprağı eşeleyip ölüleri yerlerdi."

30 aile geldikleri köyde 3 aile kaldıklarına dikkati çeken Mustafaev, sürgün kararı alan Sovyet lider Josef Stalin ölene kadar kimsenin o köylerden dışarı çıkamadığını ancak 1953'ten sonra Taşkent’e kaçabildiklerini dile getirdi.

"Tek kurşun atılmadan Tatarosman halkı yeryüzünden silindi"

Mustafaev, çalışma kampını ayrıldıktan birkaç yıl sonra ziyaret ettiğini anlatarak, "Yıllar sonra mezarlığa gidip dua edeyim diye Rodina'ya vardığımda orada yaşayan tek bir kişi bulabildim, bana mezarlığı sürüp pamuk tarlası yaptıklarını anlattı, kemikler ortalığa saçılmıştı. Ruslar, tek kurşun atmadan Tatarosman halkını yeryüzünden sildi." diye konuştu.

Kırım halkının, Yahudilerin uğradığı soykırımdan çok daha ağır şeyler yaşadığının altını çizen Mustafaev, "Bizim nüfusumuzun nerdeyse yüzde 80'ini 90'ını yok ettiler. Yahudiler 2. Dünya Savaşı yıllarında uğradıkları zulümden dolayı el üstünde tutuldu ama bizim Kırım Tatarlarını hatırlayan olmadı, özgürlükleri ve toprakları geri verilmedi, hep hor görüldüler hala da hor görülüyorlar." ifadelerini kullandı.

"Babam elinde fotoğraflarımızla bizi sokak sokak aramış"

Mustafaev'in eşi 84 yaşındaki Zehra Mustafaeva da sürgün sırasında 9 yaşında olduğunu anımsatarak, bunun sürgün değil "zulüm" olduğunu vurguladı.

Zehra Mustafaeva, zorla bindirildikleri trenlerde, parmaklıklardan nerdeyse dışarıyı hiç göremediklerini, açlık ve hastalık yüzünden ölenlerin ise vagonlardan atıldığını söyledi.

Eşi gibi kendi ailesinin de Taşkent'e yakın bir yere bırakıldığını belirten Mustafaeva, babası yanlarında olmadığı için aç ve susuz ortada kaldıklarını anlattı.

Mustafaeva, şöyle devam etti:

"Sürgünden hemen sonra babamın Sovyet ordusunda görevine son verildi. Kırım'a gelince ona da 24 saat içinde burayı terk edeceksin demişler, Özbekistan'a sürgüne gönderildiğimizi öğrenince, Taşkent'e bizi aramaya geldi. Elinde fotoğraflarımız aylarca bizi sokak sokak sorarak buldu. Eğer bizi bulamasaydı, açlıktan ölürdük. Babam Sovyet ordusunda savaştığı için biraz daha tolerans tanıdılar, Taşkent'in biraz daha kuzeyindeki Çirçik'te bir ev ve iş bulup yerleştik."

"Tatarım diye tapu vermediler, 2. kez sürgün yaşadım"

Eşi ile görücü usulü evlendikten sonra 1958'de Semerkant'a taşındıklarını aktaran Mustafaeva, küçük kızının sağlık durumu nedeniyle 1977'de kızıyla Kırım'a döndüğünü ifade etti.

Mustafaeva, şunları kaydetti:

"Küçük kızıma hastalığından dolayı Özbekistan havası yaramıyordu. Büyük kızım tıp okuyordu, onu okulda, eşimi Semerkant'ta bıraktım, 11 yaşındaki kızımla Kırım'a giderek Sakı bölgesi Molochnoe köyünde bir tanıdıktan ev aldım ama Tatar olduğum için yetkililer evin tapusunu vermediler. Köyün muhtarı ve polis, 'senin burada iznin yok, git buradan' diye beni kovmak istedi. Benden başka Tatar yoktu. Bir gün 9 kişi gelip bizi zorla evden çıkardı. Eşyalarımızı toplayıp otobüse attı, bizi tren istasyonuna götürüp bıraktılar. Hakkımı aramak için çalmadığım kapı kalmadı, Moskova'ya kadar gittim. Semerkant'taki eşimi bile, 'hanımını geri çağırmazsan, seni işten, büyük kızını da tıp okulundan atarız' diye tehdit ettiler. 7 ay mücadeleden sonra parasını ödediğim evi orada bırakarak geri dönmek zorunda kaldım, ikinci defa sürgün yaşadım."

1991'de, Sovyetler'deki Perestroyka dönemindeki yumuşamayla Kırım'a ilk sürüldükleri evleri görmeye giden çift, sözlerini şöyle tamamladı:

"Hepsine Ruslar oturmuş, etrafta bir tane Tatar kalmamış. Oralardan bir yer alalım istedik ama kesinlikle olmaz dediler. 1999'da ABD'de dişçi olarak yaşayan kızımızın yanına göç ettik, o zamandan beri de buradayız."

Kırım Tatar Sürgünü

Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Josef Stalin'in emriyle 18 Mayıs 1944'te Kırım Yarımadası'nda yaşayan Kırım Tatarları, Özbekistan, Sibirya, Kazakistan gibi Orta Asya içlerindeki bozkırlara ve oblast denilen yönetim bölgelerindeki çalışma kamplarına sürüldü.

Kamuya açık kaynaklarda rakamlar değişiklik gösterse de 200 binden fazla Kırım Tatarının 2 gün içinde evlerinden çıkarılarak sürüldüğü, kötü ve çetin yol şartları nedeniyle açlık, susuzluk ve hastalıktan yaklaşık yarısının yollarda hayatını kaybettiği, sürgün yerine ulaşanların da aynı şekilde yarısına yakının kötü yaşam şartlarından dolayı öldüğü ifade ediliyor.

Tatarların, 1953'te Stalin'in ölümüne kadar sürgün yılları boyunca Sovyetler Birliği içinde Gulag sistemi olarak bilinen büyük ölçekli projelerde zorla işçi olarak çalıştırıldığı belirtiliyor.

·       Saklı tarih

·       İslam Doğru

·       18.05.2019

İlginizi Çekebilir

Mora katliamı

Mora katliamı, Balkanlarda çıkan diğer benzer isyanlarda sonra gelenlere yapmaları gereken mezalimi öğreten bir model de olmuştur maalesef. Balkanların Makûs Talihidir bu durum Yıldırım
Devamını Oku...

Agnodice... İlk Kadın Hekim

Ataerkil bir devlet anlayışına sahip olan Antik Yunan’da kadınların hekimlik yapması ve tıp okuması yasaktı. Bu yasağa şiddetle karşı çıkan ve hayatının en büyük ideali hekimlik
Devamını Oku...

Türkiye Cumhuriyeti Devletine Yönelik Bölücü-Şeriatçı Nitelikte Hareket ve Tehditler

Arnold Toynbee (Bir Devletin Yeniden Doğuşu, Milliyet yayınları, İstanbul 1971) eserinde şöyle diyor: “İngilizler Musul’u işgal ettikleri andan itibaren, Kürtleri isyana teşvike
Devamını Oku...

Çukurova...

Amerikan iç savaşının başlaması ile birlikte ingilizler çok ciddi bir problemle karşı karşıya olduklarını fark ettiler dünya tekstil piyasasının neredeyse tamamı onların elindeydi,
Devamını Oku...

Merasim Köşkü

İsmini bahçesindeki asırlık ıhlamur ağaçlarından alan bu 19. yüzyıl kasırları Beşiktaş ve Nişantaşı arasındaki vadidedir. Sultan Abdülmecid zamanında yapımına başlanan iki
Devamını Oku...

Tarihte Bugün 31 Aralık 2016

1534 - Kanuni Sultan Süleyman komutasındaki Osmanlı ordusu, Bağdat'a girdi. 1609 - İstanbul'da, Sultanahmet Camii'nin temeli atıldı. Dünyadaki ilk altı minareli cami 8 yılda
Devamını Oku...

“Uyuyan Leydi”

Keşfedildi. Başlangıçta yaklaşık 7.000 kişinin kalıntılarını içeren bir yer altı mezarlığı olarak yapılmış tarih öncesi bu anıt yapı, MÖ 4000 ila 2500 yıllarında
Devamını Oku...

Kandilli

Kandilli, İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasında, Üsküdar ilçesine bağlı bir semttir. Anadoluhisarı ile Vaniköy arasında yer alır. Yerleşim, eski yıllarda çok değerli yazma
Devamını Oku...

Suç ve Ceza

İnsanlık, toplu yaşama ilk adım atmasından itibaren, en temel düzenleme ihtiyacı işlenen suçların önlenmesine yönelik kanunlar oluşturulması şeklinde vuku
Devamını Oku...

27 Kasım 1915

27 Kasım 1915. Gece tepelerden inen sular doymuş toprak üzerinde kuru dere yataklarında birleşerek bir nehire dönüştü. Ve azmak yataklarında konuşlanmış çadırlarında uyuyan düşman
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7667 Toplam Görüntülenme: 3691662

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı