Hayallerin Şekerciği

Emel Balıkçi-Şakir

Küçüktüm. Henüz dört-beşlerde. Sezinmiştim ki, komşu köyünde daha bir dedem varmış. Hem de nasıl dede! Medreseli aydın, otoriteli... İstanbul’da eğitim alan biri! Velev ki, o yıllarda “İstanbul” denilen şey, hiç anladığım “birşey” değildi. Ama Balkan savaşından önce gelmesi, evde sık sık vurgulanırdı. Ben bu konuyu da anlamıyordum, çünkü ninem, “balkan savaşı” sözünü duyunca, hemen gözlerini sulandırır ve: “Ah zavallı, kurban giden ablacığım...” saatlerce susardı.

Ben, köyümü, bir-iki yakın köyü, kasaba adlarını duymuş, bilirdim. “Baş kent” sözü de nedir, bilmiyordum. Ama insanların ağzında “İstanbul” sözü bir başka cesaret, gururla telaffuz edilirdi. Bende ise, bam başka bir merak oluşmuştu. Meşhur dedemin bize gelmesi! Çünkü, o güne kadar, evdeki dedemden bir şekercik yememiştim. Dahası da vardı, ninemin ara sıra bana uzattığı yarım elma, lokum parçası onun sert sözlerinden boğazımda kalırdı:

-Yeter! Ne bu kızanı ikide bir şlevalarsın (şımartırsın)?!

Küçüklüğüme rağmen, çok duygusaldım. Gözlerim yaş dolar, armağanımı alarak dışarı çıkardım. Canım, dede yüzüne atmak isityordu, ama açlık ve yoksulluk daha ağır baskı altına almıştı boğazımı. Hem yerim, hem ağlarım. Neyse!

Bazı sabahları iyi anlarım da olurdu. Köydeki Hasan dedemler erken kalkardı. Zaten ne zaman uyuyorlardı ki? Akşamı geç vakitlere kadar birşeyler konuşuyorlar ve dedemin yüksek, sert konuşmalarından uykuya zor dalardım. Ama sabahlarııı! E-he, o nefis kahve kokusu, döşeme tahtaları arasından nasıl nice üst kata, burnuma ulaşır, “gel-gel” diyor gibiydi. Donca-paça basamaklardan inerim ve nineciğim:

-A-a, minik yavru, uyandın mı?

Ben de, ocaklık yanında keçi postuna diz otururum, çünkü bizde kız çocuklarına bağdaş oturması yasaktı, ayıplığı varmış diye, defalarca yaşlılar bizi uyarırdı. Bu arada gözüm üstüne düşen pırasa gibi saçları ağzımla üflerim, elimle de kulağımın arkasına iterim. Cevabım da:

-A-aa!, deyince, içimden derin bir nefes çıkar, sanki beklentilerimi ifade ediyordu.

Ama bakışlarım, hele kulaklarım, o dikkat çekici kahve yudumu sesinde. İç dünyam ise, yaşlıların sabah adetlerine hayran mı hayrandı. Eni-sonu nineciğim, o sert dedeye karşı, mülayim mülayim, yalvarmak gibi gözlerini yumuşatır. Dedem de:

-Hadi, hadi... bırak şu kızana da bir yudum tatsın! Günahtır!

Bir yudum kahve! Siz bunu, o kıtlık, açlık zamanın yıllarında asla ne olduğunu anlayamayacaksınız! Velev ki kahvenin azı leblebi ve daha çoğu yanık ekmek kırıntıları. Hele fincanın dibindeki kahve tortu! Parmakla kazınır dilinize incecik, deniz kumu gibi yapışır, ama tatlı mı tatlı! Dilim de bu arada devre girer ve son kırıntıya dek fincanı yalar giderdi!

Çocukluk yılları benim için dünyanın en güzel anlarıdır! Ne zenginlikten haberiniz var, ne fukaralıktan. Siz gerçekten bir melek dünyasındasınız!

Zaten “şeker” denilen şeye hasretlik vardı, ama onu beklemek, ummak... hayaldi!

Köy dükkanında ara-sıra bir takım “krıts-krıts” şekerleri satılırdı. Ne olurdu da anneme her zaman sıra gelince, o şekerler “biterdi” ve bana şeker alamazdı.

En kıymetli ve tatlı şeyler, kasabadan halamın gelmesiyle bağlıydı. Kiraz vakti. Ben her akşam üstü Yaşarlar'ın harmana iner, beklerdim. Daha Kara çam altında uzun boylu hanımı görür seçerdim ve koşarak ona giderim. Ama o kara yolun taşı, çakılı... kim düşünecekti yaralanan parmakları, topukları!

Akşamları sohbetler, övünmek. Armağanlara gelince, ben uykulara dalmışım. Ama sabahı, kahvaltıdan sonra, ninem hemen sofra altından ya lokum, yada o yumuşacık “lakta” denilen şeker kutusunu çıkarır, en evvelden bana uzatır. Bu anın daha çabuk gelmesi için yemek yemeyi öylesine zorlardım ki, kendimi deli ederdim. Ötekiler bıyık altından gülümserdi, ama benim umurumda değilmişti. Aslında tüm yemeklerle kavgalıydım. Annem ya babam:

“Keşke bu halan yılda bir değil, bin defa gelseydi!”

Neyse!

Bu “neyse” içimdeki şeker özlemine canıma tak dedirtirdi. Hele zenginlerin çocukları karşıma çıkınca... ellerinde sevdiğim “krıts-krıts”, bir takım kesme, "nebet şeker" parçaları görünce, içim bir karamsar, bir karamsardı... Böyle hallerde o, komşu köyü dedem aklıma takılırdı... “Bir gelse, bir gelse... Siz de göreceksiniz beni!”

Onu hiç görmemiştim. En küçüğü olduğum için, beni bir yere almıyorlar, götürmüyorlardı. O açıdan “yabancı” dedeyi çok merak ederdim.

En nihayet! Dedem geldi! Bir günün ikindi üstünde.

“Hoş-beş!”

Biz küçükler böyle hallerde sabırsızlıkla misafirin elini kuşağına veya torbasına sokmasını bekliyoruz. Önemli değildi ne olacaktır, yeter ki olsun!

Yemek-sohbet. Dede, akşam namazı için camiye gitti, geldi. Benim ise, gözlerim dört bakar. En küçük hareketlerini sanki bir büyüteçle izliyorum. Belki dönüşte...

Akşam yemeği de yendi, yatsı da kılındı. Benim beklentiden gözlerim kapanıyor, ama felaketlerde vakar ve metanet gösteren biriydim. Yataklar yapıldı. Dede odadan ayrılmaya yönlendi.

Derin nefesim gene yöverdi (ele verdi): “Belki sabahı...”

Rüyama girdi şu şekerler!

Sabahı, kahvaltıdan sonra, dede eşeğine bindi, gitti...

Hayallerim, beklentilerim alt-üst oldu. Ağlamak geliyordu içimden. Bir ara dayanamadım:

-Anne, dedem bana şeker getirdi mi?

Annem, beklenmeyen bir bakış kaldırdı. Bir an için sustu gibi ve hemen:

-A-a, kızım... unutmuşum... Şimdilik işim var da... şekerleri nereye soktum, aklımdan kaymış. Buldum mu hemen vereceğim!

Ertesi günü öğle üstü anne ekmek almaya gitti. Dönüşte de bir şeker uzattı.

-Te kızım, al!, dedi.

Aldım ama, bunca yıllara rağmen, hala o şeker, dedemden olmadığını düşünüyorum.

·       Alıntı Emel Balıkçi-Şakir

İlginizi Çekebilir

Heidi'nin Ayakları Neden Hep Çıplaktı?

9 Ocak 2017 Bize uygarlık dersi veren Avrupa'da 1974 yılına kadar köle çocuklar vardı Verdingkinder... Bu kelimeyi Türkçeye, “Sözleşmeli Çocuk” diye çevirsek de, kapsadığı
Devamını Oku...

26 Mart seçimleri

(davulcunun nutku) Davulcu geldi kapıya, Sırtını verdi yapıya. Tokmak vurunca davula, Meydanı aldı vaveyla: Komşular, beni iyi dinleyin, Seçim var, hey kulak verin! Ortaya sandık
Devamını Oku...

Düşlerimin Kenti Edirne'den

Edirne Lisesi: Eski İstanbul Caddesinde yer alan Edirne LİSESİ, 1908-1912 yılları arasında Edirne Erkek Öğretmen Okulu olarak inşa edilmiş, 1940 yılına kadar da Edirne Erkek Öğretmen
Devamını Oku...

Ver Elini Filibe

Gün boyu bir yere çıkmadım. Şükrü ile Gülfizar’giller bize geldiler. İkisi de karı koca öğretmenler. Onları buluşturduk. Evlendiler, çocuk sahibi
Devamını Oku...

Kırkbeş yıl bağırdığımız yetmedi mi?

14 Ağustos 2016 (Gülmece) Ondokuz Mayıs, Cebel’de yapılan anma töreninde, bir yaşlı ile bir delikanlı arasında geçen diyaloğa kulak misafiri olmuştum. Aradan bunca zaman geçmesine
Devamını Oku...

Türk Adalarında Türklerin Vahim Durumu!

Sizin için yine çok önemsiz konulardan birini yine sizlerle paylaşmak zorundayım! Şimdiden verdiğim rahatsızlık için özür dilerim. Biliyorsunuz “Bulgaristan'a Bakmak Zorunda
Devamını Oku...

Bir kahvenin 40 yıl hatırı var deyimi…

Gerçek tarihçesi, Üsküdarlı Bilge Yusuf ile Rum balıkçı Stelyonun hikâyesine dayanır. 1895 Eminönü Yemiş İskelesi , balıkçı kahvesine giren Osmanlı zabiti - bre Yusuf , herkese
Devamını Oku...

Gafil Avladılar Bizi

Hava bugünde güneşli Ama şu karayel var ya. Esmiyor da ısırıyor. Tıpkı başvurduğumuz kapılardaki iktidarın adamları gibi. Daha çok sırıtan bir gülümseme. “Çok üzgünüz...
Devamını Oku...

Gazi Mustafa Kemal

Biz Türkler, bütün tarihi hayatımızca hürriyet ve istiklâle simge olmuş bir milletiz.
Devamını Oku...

“Kadınları Siyasete Teşvik Etmek İçin ‘Risk’ Almalıyız”

03-10-2016 Kadınsız siyaset yapıyoruz! Kadın siyasette çok az sayıda olduğu için değil, siyaseti kadınsız yapmayı tercih ettiğimiz için bu durumdayız. Gazetemizin bu sayısında,
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7662 Toplam Görüntülenme: 3545090

Edirne Sabun Sanayi ve Tic. Ltd. ?ti. A: Yeni Sanayi Sitesi 11/B Blok No.4

– Edirne T: 0(284) 236 31 37

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı