Eski Türk Kültüründe Renk Kavramı

Mitoloji, Egemenlik ve Renkler

Doç. Dr. Salim Küçük

Altay Türklerine ait Yaradılış destanında tanrı Kara Han (Kayra Han) güç sahibi olarak karşımıza çıkar. Gök tanrının Ak Han, Kızıl Han, Sarı (Kara) Han, Yeşil Han adlarında dört oğlu vardı.

Yakut Türklerine ait Yaratılış destanında Ürüng-Ayıg-Toyon denilen Yakutların en büyük Tanrısının adı Beyaz-Yaratıcı-Tanrı veya Beyaz-Yaratıcı’dır. Bu efsanede geçen Ak-Ene veya Ak-Ana ya da Ürüng-Ayğsıt ise Beyaz Kadın Yaratıcı’dır (Ögel 1998: 430,431, 444).

Altay Türkçesinde ak “cennet” Manasına geliyordu. Cennette oturan tanrılara Aktu yani Aklılar; “rengi ve ruhu bembeyaz olan” deniyordu.

Bunlar Süt-Ak Göl’ün yani süt renginde olan göllerin bulunduğu göğün üçüncü katında oturuyorlardı (Ögel 1998: 571).

İyilik tanrısı ve Yakutların güzellik tanrıçası Ayzıt gökten gümüş tüylü beyaz kısrak suretinde yere iner, bir çocuk doğacağı zaman tarla, çiçek ve yemiş perileriyle birlikte lohusanın yanına gider, Ak Göl’den (Ak Deniz, Süt Denizi, Süt-Ak göl) aldığı bir damla sütü çocuğun ağzına damlatır ve böylece ruh bedene girmiş olurdu (Ögel 1995: 365, Ögel 1998: 103). Başında ak bir kalpak, omuzlarında ak bir atkı ve ayaklarında siyah bir çizme olduğuna inanılan Ayzıt adına düzenlenen Ayzıt Bayramı’nda yazın yapılan törenleri beyaz elbise giyinmiş Ülgen’e bağlı Ak Şamanlar idare eder ve ormanda yapılan bu törene kadınlar katılmazdı.

Kadınların da katıldığı kışın yapılan törenleri ise siyah elbise giyinmiş Erlik’e bağlı Kara Şamanlar idare ederdi (2002:287).

Türklerin en eski inançlarında yer alan al ruhu veya al ateş adı verilen ateş tanrısı ise koruyucu bir ruhtu (Ögel 1995: 516, Genç 1996: 41). Yakut, Altay, Yenisey Türklerinin inançlarında rastladığımız ve izleri bugün Anadolu’da görülen Al ruhuyla ilgili olarak Albastı, Alkarısı, Albız/Albıs, Almış, Abası gibi kelimelere rastlarız. Al bastı, Kara Albastı ve Sarı Albastı olmak üzere ikiye ayrılır. Lohusa kadınlara kötülük yaptığına inanılan bir ruhtur (Ögel1998: 69, 300).

Bu nedenle lohusa yatakta iken başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül bağlayıp kırmızı altın takarlar, kırmızı şeker hediye ederler. Bazen de bunun tam tersi olarak lohusa kadına kırmızı hiçbir şey göstermezler ve tedavi için alazlamaya başvururlar (İnan 1987: 259, 260, 261, 264).

Bununla ilgili olarak Türk hurafelerinde ruhların ak, kara, sarı ve kuba-esmer denilen renklerde olduğuna inanılırdı (İnan 1987: 265).

Türk mitolojisinde hayır ilahı Ülgen’in koruyucu ruh olarak kabul edilen yedi oğlundan birinin adı Yaşıl’dır.

Yaşıl Kağan’ın bitkilerin yetişip büyümesinden sorumlu olduğuna inanılırdı (Genç 1996: 41, 42).

Tanrı Ülgen’in kızlarına ise Ak Kızlar deniyordu (Ögel 1998: 571).

Türk mitolojisinde kapıları altından bir saraya ve altın bir tahta sahip olan ve Yakutlar tarafından Ak Toyun da denilen ve kendisine beyaz at kurban edilen Tanrı Ülgen’in tahtı, nasıl devletin, ülkenin ve dünyanın merkezi olarak algılanmış ise, sarı renk de merkez ve hükümranlığın sembolü olmuştur (Genç 1997: VIII, 31, Kırımhan 2001: 110).

Örneğin; Oğuz Kağan destanında kağanlık sembolü “Altunlug bel bağı”dır.

Cengiz Han’da bu, bez veya ipek üzerine yapılmış altın bir kuşaktı (Ögel 1991: 364).

Altının rengini, merkezin hâkimiyetini ve gücü ifade eden sarı, tarihte Türklerin sıkça kullandığı renklerden biri olmuştur.

Öyle ki Türk sarısına “Altın Sarısı” denilmiştir.

Buna karşılık sarı, Türk kültüründe aynı zamanda felaketin, kötülüğün, hastalığın, yabancılığın, düşmanlığın ve nefretin de simgesi olmuştur (Bayat 1993:52).

Oğuz Kağan Destanı’nın İslamiyet öncesi rivayetinde Ay Kağan tarafından dünyaya getirilen Oğuz Kağan’ın yüzü (önglüki çeragı) gök; ağzı ateş gibi kızıl; gözleri ela (al); saçları ve kaşları kara’ dır (Kaplan 1958: 148, Sertkaya1992: 15, Bayat 1993: 14, Ögel 1995: 6, Ögel 1998: 115, 133, Doğan 2002: 310).

Bütün bu özellikler Oğuz Kağan’ı kutsallaştırır.

Mitolojik bir unsur olarak Manas da doğduğunda gözleri kıpkızıl, yüzü gömgök, vücudu apak, kemiği bakır gibidir (Ögel 1995: 8, Ögel 1998: 136, 498). Oğuz Kağan’ın gözünün kırmızı olması alpliğine işarettir. Zira Anadolu’da çok eskiden beri kullanılan gözü kanlı deyimi “hiçbir şeyden yılmayan, hiçbir şeyden korkmayan atak, cesur kimse” manasına gelir (Sertkaya 1992: 15).

Oğuz Kağan’ın gözlerinin ela veya bazı kaynaklarda al olarak ifade edilmesi ise bahadırlığının işaretidir.

Alplerin fiziksel yapıları diğer insanlara göre farklılık gösterirdi. Aynı şekilde destan boyunca gök renkli bozkurt gibi tarif edilen Manas’ın da doğduğunda gözlerinin kızıl, yamanlığın ve savaşçılığın simgesi olarak sağ avucunda koyun ciğeri büyüklüğünde kara kan pıhtısı olduğu;

Cengiz Han’ın ise sağ elinde aşık/saka kemiği kadar bir parça kanla doğduğu rivayet edilir (Ögel 1995: 6, Ögel 1998: 498, Köksal 2002: 585).

Manas destanının kahramanlarından Kançora’ya elinde kan tutarak, Külçora’ya ise avucunda kül tutarak doğdukları için bu isimler verilmiştir (İnan 1987: 116, 119, 146, 235, Ögel 1995: 584, Ögel 1998: 500, 536).

Bu aslında bir Türk geleneği olmayıp Hint mitolojisinden gelme bir motiftir (Ögel1995: 584, Ögel 1998: 500, 501).

Altay efsanelerinde Tanrı tarafından gönderildiğine inanılan gözleri ateşli çocuklar görürüz.

Çünkü kan ve kanı sembolize eden kırmızı aynı zamanda gücün, iktidarın, hâkimiyetin ve devlet kurmanın sembolüdür (Bayat 1993: 14).

Altay ve Sibirya destanlarında da gözleri ateşli ve göğsünde alev yanan çocuk motiflerine rastlarız (Sertkaya 1992: 15, Ögel 1998: 137). Altayların Maaday Kara adlı destanında Maaday Kara’nın oğlu ve destanın asıl kahramanı Kögüdey-Mergen de tıpkı Oğuz Kağan gibi olağanüstü davranışlar sergiler.

“İki kemiğinin ortasında parmak izi şeklinde kara bir ben vardı, göğsü baştan aşağa saf altın idi. Sırtı baştan aşağa saf gümüş idi… Sol elinde sımsıkı tutmuştu dokuz yüzlü kara taşı. Sağ elinde sımsıkı tutmuştu yedi yüzlü boz taşı…” (Demir 2001: 56).

Manas’ın Ak Kula ata bindiği ve ak zırhlı bir elbise giydiği bilinmektedir (İnan 1987: 147).

Kazaklara ait Koblandı/Koolandı Batır destanında ise destan Kahramanının yüzünün, kolunun ve süngüsünün ak renkte olduğu görülür (Nadirof 1996: 298).

Oğuz Kağan’ın birinci eşi gökten bir gök ışık içerisinde iner. Güneşten ve aydan daha parlaktır. Alnında ateşli ve parlak bir beni vardır. Bu ben Demir Kazık (kutup yıldızı) gibidir. Oğuz Kağan’a Gün, Ay, Yıldız adlı üç oğul doğurur.

Altay Buçay destanında da kahraman Gök, Güneş ve Ay’ın kızları ile evlenir (Bayat 1993: 24). Oğuz Kağan’ın bir ağacın kovuğunda rastladığı ikinci eşinin gözü gökten daha gök’tür (Bayat 1993: 148). Oğuz Kağan’a Gök, Dağ ve Deniz adlı üç erkek çocuk doğurur.

Tan yeri ağarınca Oğuz Kağan’ın çadırına güneş gibi bir ışık girer ve bu ışıktan gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt (kök tülüklüg kök çallug bedik bir irkek böri, yılkı yallı gök bürü) çıkar (Doğan 2002: 310).

Gök kurt Tanrı’nın alâmet ve habercisi, kurtarıcı (Oğuz ve Kıpçaklarda), ata (Çiğil, Yağma, Karluk boylarında), koruyucu olarak askerin önünde yürür ve yol gösterir (Bayat 1993: 42, 47).

Oğuzlar, Altaylar ve Sibirya Türkleri Kök Börü/Böri (Boz Kurt) yerine daha çok Ağ Börü’yü kullanmışlardır. Kök Böri’nin Moğollardaki adı Şira Nogay (Sarı Köpek)’dır.

Alankova her ayın on dördünde gece aydan gelen bir ışıktan olma Şira Nogay’dan hamile kalır (Sertkaya1992: 15).

Oğuz Kağan Destanında kök/gök kelimesinin yüce; mavi, boz gök manasına geldiğini ve aynı zamanda özel isim olarak da kullanıldığını görürüz (Doğan 2002: 309).

Bozkurda ise Türk mitolojisinde gök, boz, ala, ağ ve sarı gibi renkler yakıştırılmıştır.

Çağdaş Türk lehçelerinde bazı renkler birbirine çok yakın olmakla birlikte aralarında kullanım farklılığı söz konusudur.

Örneğin;

Türkçe olan al ve kızıl kelimeleri ile Arapçadan dilimize geçmiş olan kırmızı sözcüğü birbirlerinden farklı kullanımlara sahiptirler.

Gök rengi Türk lehçelerinde boz, bozumtul, çal (kır) bazen ala kelimesiyle; boz ise göyümtül, yaşıl, çemen, otlag kelimeleriyle karşılanmıştır (Bayat 2002: 523).

Böri kelimesi aynı zamanda gökyüzünün rengini karşılayan Nbozun karşılığıdır ve Moğolca gök rengi demektir (Bayat 1993: 53, 54, Ögel 1995: 111, Ögel 1998: 43).

Türkçede boz renk, Avrupalıların gri rengine karşılıktır. Gri rengin ise koyudan açığa doğru pek çok tonları vardır.

Moğolca metni tercüme eden Çinli yazar, bu kurdun rengi için ‘Gök renginde kurt’demiştir. Bu renk daha ziyade mavi-gri bir renktir.” (Ögel 1998: 575).

Bu bağlamda ak, boz, mavi ve ala renklerinin Gök Tanrı inancı ile ilgili olduğu bir gerçektir (Bayat 2002: 523).

Orhun Abidelerinde Kültigin’in Boz ata, Bayurku ak ata, Başgu boz ata, Alp Şalçı ak ata, Ögsüz ak ata, Kedimlig toru ata, Azman ak ata, Az yağız ata bindiği görülür (Yılmaz 2003: 128-129, User 2009: 217-218).

Türk destanlarında meşhur atlar daima renkleriyle anılmış ve Türk büyüklerine atının rengine göre ad verilmiştir (Ögel 1991: 451).

Oğuz Kağan alaca (kaşka) bir ata (çokurdın aygır at) biner.

Dede Korkud Hikâyelerinde Konur atın, Boz aygırın yanında Ak/Ağ boz at, Boz at, Al aygır, Yelisi Kara Karlık at, Kara aygır, Duru aygır, Alaca at, Tepel Kaşga aygır, Ak bedevi at, Gök bedevi at, Karagöz at gibi adlandırmalara başvurulduğunu görürüz (Nerimanoğlu 1996: 73,Yılmaz 2003: 129).

Dede Korkud kitabında büyük kahramanlar bindikleri atla anılırlar. Örneğin; Kongur atlu Kazan, Kazan Bey’in inagı boz aygırlu Böyrek gibi (İnan 1987:182).

Bey Böyrek’in atının adı Benli Boz’dur.

Dede Korkud hikâyelerinde iyi cins Türk atı için kara kazılık at ifadesine rastlarız (Ögel 1991: 445).

Moğollarda Teptengeri adlı Moğol kâhini boz bir ata biner, göğe çıkar, dolaşır dönerdi.

Hızır’ın kır veya boz atı kanatlıydı.

Manas destanında adı geçen Akbudan, Akkula gibi isimler de bu türdendir. Manas’ın Ak Kula adını taşıyan ve destanda yüz sayfa tasvirine yer verilen Ak Boz/Buz, Bay Böyrek’in Deniz Kulu ve Boz Aygır’ı sayılı meşhur atlardandır (İnan 1987: 111, 116,Ögel 1998: 304).

Güney Sibirya’da, Çungarya bozkırlarında yaşayan Baraba Türklerine ait Jestey Möngkö masalının kahramanı Jestey Möngkö’nün bir diğer adı da Kahverengi Yeleli Alacalı Atlı Jestey Möngköy’dür (Hyo-Joung Kim 2004:44).

Kırgızlara ait Ayman Çolpan destanında Kötübar’ın atının adı Küre’dir (İnan 1987: 184).

Türk destanlarında ve halk edebiyatında en çok kır ata yer verilmiştir. Anadolu’da atlara özgü kır renginin demir kırı gibi daha pek çok tonuna rastlamak mümkündür (Ögel 1991: 400).

Köroğlunun kır veya kır renkli bir atı vardı.

Battal Gazi’nin atının adı Div-zâde Aşkar’dı (Boratav1931: 60).

Eski Türklerde açık renkli, beyaz veya boz renkte üç yaşındaki atlar Tanrıya kurban edilirdi.

Kurban edilen atlar genellikle ak-boz kısrak veya alnı akıtmalı kısrak olurdu.

Örneğin; Manas’ın kahramanları mutlaka alnında beyaz noktası veya akıtması olan kısrak kurban ederlerdi.

Kağanlar genellikle ak veya boz renkte atlara binerdi (İnan 1987: 133, 136, 141, 145, Bayat 1993: 157).

Kuzey Türk destanlarından başlamak üzere Dede Korkud’a kadar süregelen bu ak-boz at deyişi Türk kültür düşüncesinde adeta kök salmış ve yaygın olarak kullanılmıştır (Ögel 1991: 399).

Hıtaylarda beyaz ata binilerek beyaztilki avına çıkıldığı, beyaz atla beyaz öküzün Gök tanrıya kurban edildiği ve Çin imparatoruna nadir ve değerli oldukları için hediye olarak geyik, kurt, tavus ve kaplumbağa gibi hayvanlardan daha çok beyaz renklilerin tercih edildiği görülür (Ögel 1998: 550).

Oğuz Kağan’ın bakanlarından Uluğ Türük/Türk, aksakallı, kır saçlı, tecrübeli, kâhin özelliklerine sahip biriydi (Kaplan 1958: 139).

Ak-boz atlı Aksakallı Ata büyüklüğü, tecrübeyi, yaşlılığı, aklı ve bilgeliği simgeliyordu.

Rüyasını Oğuz Kağanla paylaşan Ulu Türk’ün bu davranışı şamanlara özgü bir davranıştır (Bayat 1993: 58).

Irkıl Hoca ve Manas destanında Kara Tölek (Kara Falcı) aynı konumdadır (Bayat 1993: 60).

Dede Korkud destanında Aksakallı rolüyle karşımıza çıkan Dede Korkud veya Korkut Ata, Kazaklarda aynı zamanda şamanların hamisi ve kopuzun atası olarak karşımıza çıkar (Bayat 1993: 61).

Türk mitolojisinde bir de şamanist Altay ve Sibirya masallarında karşımıza çıkan Göksakallı veya Aksaçlı ihtiyar motifi vardır (Köksal 2002: 593-594).

Bilge Tonyukuk, Korkut Ata tiplemeleri ve Manas’da geçen Göksakallı vezir (Mengdi-Bay) de bu bağlamda Göksakallı veya aksaçlı ihtiyar olarak düşünülebilir.

Kırgız masallarında da Hızır genellikle Göksakallı olarak isimlendirilmiştir (Ögel 1998: 134).

Yine Manas destanında mezarla ilgili olarak Ak-saray ve Gök-saray ifadelerinin kullanıldığını görürüz.

Burada geçen gök kelimesi Göksakallı, Gökkurt, Göktürk kelimelerinde olduğu gibi kutsal bir renk ifade eder (Ögel 1998: 513).

Ülkesini oğullarına paylaştıran Oğuz Kağan büyük bir kurultay toplar. Sağ yanına kırk kulaç direk diktirir, üstüne bir altın tavuk koyar, altına bir ak koyun bağlar. Sol yanına kırk kulaç direk diktirir, üstüne bir gümüş tavuk koyar, dibine bir kara koyun bağlar.

Sağ yana Bozoklar, sol yana Üçoklar oturur (Kaplan 1958: 141, Bang ve Rahmeti 1970: 1-29, Ögel 1998: 127).

Oğuzlarda kağanın sağ tarafında tacın, tahtın varisi, solda ise baş kumandan otururdu.

Dolayısıyla Bozokları temsil eden ve gökten inen mavi renkli ışığın içerisinden çıkan Oğuz’un ilk eşinden doğan Gün, Ay ve Yıldız’ın sağda oturmaları yüksek bir konumda olduklarının işaretidir (Bayat 1993: 164).

Oğuz Kağan destanında mavi, kızıl, al, ak, kır, ela, kara gibi renkler ön plana çıkar.

Oğuz kağanın yüzünün mavi olması, birinci eşinin gökten inen mavi bir ışıktan çıkması, ordusuna kılavuzluk eden kurdun mavi renkte olması kutsallıkla ve tanrıyla bağdaştırılabilir (Heyet 1996: 59). Çünkü mavi genellikle gök rengi olarak kullanıldığı için Tanrı’nın ululuğunun ve yüceliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştr.

Bunun yanında Türk kültüründe gök, semavî bir kavram olarak; Gök Tanrı, gök kurt (Bozkurt), gök boynuzlu keçi, gök öküz,gök Türk, gök yüzlü Oğuz şekillerinde karşımıza çıkar (Bayat 1993: 52).

Yakut, Altay ve Manas destanlarında gök renginin sembolize ettiği değerler aynıdır (Bayat 1993: 53).

Oğuz Kağan’ın oğullarının altın bir yay bulması, devlet yapısı bakımından hükümdarlığın, merkezin gücüyle açıklanabilir. Oğuz Kağan’ın altın kemere sahip olması da bu mânâdadır (Bayat 1993: 145).

Destandan halk hikâyesine geçiş devresi ürünlerinden Dede Korkud Hikâyeleri’nde ise kara, ağ/ak/ağca, al/ala, kızıl/kırmızı, boz, gök, sarı renkleri hâkimdir. Kara ise tartışmalı bir renktir, bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötü ihtiyat, bilgelik ve güvenilirliğin simgesi olarak görülmüştür.

Diğer renklere göre daha fazla kullanılan ve büyüklük, yükseklik, başatlık, bedbahtlık (Dilaçar 1988: 15) içeren kara rengiyle ilgili olarak kara koyun yahnisi, koyun yününden yapılan kara keçe, keçe ile kaplanan kara otağ, misafirin altına döşenen kara keçe, kara Dervend, kara kaygulu, kara ahşam, kara koç at,kara süzme gözler, kara bağır, kara gün, kara bulut, kara saç, kara kaş, kara sakallu, yilisi kara kazıluk at, kara şiven, kara tonlu derviş, kara çekik gözler, kara baş, kara polad öz kılıç, kara kaplan, kara ölüm, kara tağ, kara to_uz, kara buğa, kara buğra, kara inek buzağusu, kara pusarık (koyu renkli duman), garalı göylü otag, kara dinli/donlu kâfir (Hristiyan keşişler) gibi adlandırmalara başvurulduğunu görürüz. Kâfirlerin evleri için ise “Kara tonguz damı” ifadesi kullanılır (Heyet 1996: 57).

Kâfirler ve dervişler genellikle kara tonlu, Oğuzlar ağ tonlu olarak nitelendirilirler.

Matem esnasında Oğuzlarda ağ ton çıkarılır kara ton giyilir.

Beyrek öldüğünde Ak-Boz atının kuyruğu kesilir, kırk elli yiğit ak giysilerini çıkarıp gök sarınırlar, sarıklarını yere vururlar, nişanlısı Banıçiçek de ak kaftanını çıkarıp karalar giyer (İnan 1987:470).

Oğuzlar, Kazaklar ve Kırgızlarda atın kuyruğunun kesilmesi aynı zamanda yas belirtisidir (Zaripova Çetin 2009: 90).

Bunun gibi Beyrek öldükten sonra çadırının kara ve gök renklerle örtülmesi de matemi simgeler (Seyidov 1988: 35).

Dede Korkud hikâyelerinde Oğuzların başlarına sarık sardığı, kâfirlerin ise kara şapka giydikleri ve Oğuz beylerinin kulaklarına alp ve yiğit olmanın sembolü olarak altın küpe taktıkları görülür (Kaplan 1958: 157, Ögel 1991:367).

Dede Korkud hikâyelerinde saadeti temsil eden ağ/ak/ağca rengiyle

ilgili olarak ak otağ, ak meydan, ak elbise, ak gümüş, ak tağ, ağ yüz, ağ alın (temiz, iyi insan, saf kişi), ağ sakallu kocalar, ağ koyunlar, ağ pürçekli, ağ kaftan, ağ sunkun kuşu, ak/ağ eller, akça yüzlü, ağ boz at, ağ otağ, ağça koyun,ağça ten, ağçam yüzlü, ağca koca gibi adlandırmalar karşımıza çıkar.

Hikâyelerde ak bürçekli ana ifadesi de sıkça tekrarlanır.

Bayındır Han bir yere ağ otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurur. Kimin oğlu kızı yoksa kara otağa alınmasını, altına kara keçe döşenmesini, önüne kara koyun yahnisinden konulmasını emreder.

Oğlu olanın ak otağa alınmasından, ak rengin erkek çocuğunu; kızı olanın kızıl otağa alınmasından kızıl rengin kız çocuğunu; çocuğu olmayanların yani bedbahtların kara otağa alınmasından, kara rengin bahtsızları sembolize ettiğini anlarız (İnan 1987:173, Zhussipbayev 2001: 34). Beyrek’in beşik kertmesi nişanlısı Banı Çiçek kızıl otağda oturur.

Beyrek esir olduğu ve ölüm haberi geldiği zaman matem belirtisi olarak ak çadır terkedilerek kara çadıra geçilir (Kaplan 1958: 149).

Kan Turalı kırk yiğidi ile Trabzon tekfurunun kızını istemeye gittiğinde kendisini ağırlamak için ak çadır dikerler ve altına ala halı döşerler (Kaplan 1958:151).

Dede Korkud hikâylerinde en çok sevilen renk, ergenliğin, mutluluğun ve muradın simgesi olan kırmızıdır (Ögel 1991: 385).

Banı Çiçek’in otağı ve Beyrek’in giydiği güveyilik kaftan, kırmızıdır.

Aynı şekilde Kazak, Kırgız hikâyelerinde kızıl kaftan; eski Başkurtlarda ise kızıl cepken, güveylik alameti olarak karşımıza çıkar (İnan 1987: 189). Banıçiçek’in Yalançıoğlu Yaltaçuk’la düğünü olurken giydiği gelinlik kaftan da kırmızıdır.

Dolayısıyla kırmızı renk, Oğuzlarda olumluluğun simgesidir ve Gelin/güvey elbiselerinde ve otağlarda kullanılır.

Beylerden birçoğunun çadırı ve evi aladır (Kaplan 1958: 149,Yılmaz 2003: 134-135).

Yine güzellik unsuru olan yanağın rengi, duvak, şarap ve şarabın keskini al renklidir.

Deli Dumrul, kılıç ile üzerine yürüdüğünde al kanatlı Azrail güvercin olur ve pencereden uçar gider (Kaplan 1958:150).

Kız çocuğu olanların gireceği otağın rengi kızıldır. Develerin tüyü kızıldır.

Bay Püre’nin evine şiven girince kızı, gelini ak ellerine kızıl kına yakmaz olurlar.

Beyrek’e nişanlısından ergenlik bir kırmızı kaftan gelir, Beyrek giyer.

Oğuz Türkleri’nde güveyiler, nişanlılar kırmızı/kızıl kaftan giyerken bekârların beyaz kaftan giydiği görülür (Heyet 1996: 58, Yılmaz 2003: 136).

Hikâyelerde al/ala/alaca rengiyle ilgili olarak al kanatlı Azrail, al aygır, al duvak, al yanak, al şarab, al şarabun itisi, al duvaklı gelin, ala göz (ela göz), ala tağ, ala geyik, ala şayvan, ala kollu, ala evren, ala gözlü kız, ala yılan, ala at, ala kaz, alaca kaz, alaca at, alaca atlu karaca kâfir, alça kan, alça kopuz; kızıl/ kırmızı rengiyle ilgili olarak kızıl otağ, kızıl deve, kızıl kaftan, kızıl kına, kızıl altun, kızıl yanaklı, kızıl ala gerdek, göksi kızıl dügmeli kâfir kızları, kan yaş, kırmızı otağ, kırmızı kaftan gibi adlandırmalara rastlarız.

Boz rengiyle ilgili olarak ağ boz at, bozca çayır kuşu; mavi rengiyle ilgili olarak karalı mavili otağ, göklü, gök sakallı, gök çayır, gök demirli; sarı rengiyle ilgili olarak sarı elbiseli Selcen Hatun, saru yılan, saru gibi renk ifadelerine başvurulur (Burdurlu 1972, Defne 1988, Sepetçioğlu 1990, Karabaş 1996, Sakaoğlu 1998,Ergin 1999, Gökyay 2000, Tezcan 2001, Ertop 2002, Sakaoğlu ve Duymaz 2003, Yılmaz 2003).

Kırgızların Ak Koyon ((Ak Tavşan) adlı hikâyesinde bir kızın ölen kardeşini geçici olarak bir yere gizlemesi sonra erkek gibi giyinerek yolda rastladığı iki hanın kızlarıyla evlenip onları alıp gelişi ve sonunda kardeşini diriltip kendinin aktavşan donuna girişi anlatılır.

Yine Kırgızların Ak Maktım (Ak Pamuk),Ak Köbök gibi efsaneleri de önemlidir (Moldobayev 2001: 34).

·       Eski Türk Kültüründe Renk Kavramı

·       Doç. Dr. Salim Küçük

·       Ordu Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, TDE Bölümü

·       Atatürk'ün Tarih Vizyonu

·       Selim Sarısoy

·       Mitoloji, Egemenlik ve Renkler

İlginizi Çekebilir

Şah-ı Horasan İmam Ali Rıza’dan Hoca Ahmed Yesevi’ye Horasan ve Alevi Bektaşiliğe Etkisi

Bugün dört ülkeye bölünmüş kadim Horasan kavimlerin göç yolu üzerinde bir kavşak noktası idi. Horasanda Türk, Kürt, Afgan, Azeri, Moğol, Tacik, Fars birçok millet ve topluluk
Devamını Oku...

Suzan Suzi Türküsü

Çok severek dinlediğimiz Diyarbakır yöresinin çok sevilen türküsü Suzan Suzi'nin acıklı hikâyesini biliyor
Devamını Oku...

Karapapak Türkleri

Resimde gördüğünüz Anneler ya da nineler bildiğiniz gibi Karapapak Türklerinin Kars, Ağrı, Ardahan, Sivas, Muş, Artvin vb. şehirlerde-köylerinde yaşayan 1960'lı yıllara ait giyim
Devamını Oku...

Hünkâr Hacı Bektaş Veli'ye göre Abdal nedir?

“Evlı'yaya şundan dolayı 'abdal’ derler ki, kendisinden ilk yaratıldığı hamlık durumu olgunluğa dönüşmüştür. Onlar Tanrı'nın ahlakıyla ahlaklanıp bezenmişlerdir.
Devamını Oku...

Hünkâr Hacı Bektaşi Veli'nin Makalat Eserine Göre Aleviler Tarikat Ehlidir Namaz kılmaz

Hünkâr Hacı Bektaşi Veli Efendim insanları dört bölüme ayırıyor. Şeriat Kapısında yani Abid kölelerin Avam dediği topluluğu anlatıyor. Hemde Diyanet Çevirisi Makalatta bizim
Devamını Oku...

4 Kapı 40 Makam

Hacı Bektaş-ı Veli Makalat isimli eserinde insanları dört sınıfa ayırmış ve dört kapıya yerleştirmiştir. Bunları dört unsur (anasır-ı erbaa) ile bütünleştirek
Devamını Oku...

Türkiye Zeytin Tarihçesi Zeytincilik

Cumhuriyet sonrası ülkemizde tarımının en önemli faaliyet alanlarından biri olmuştur. Atatürk’ün 1929 yılında Yalova bölgesine yaptığı bir gezide zeytinciliğe gereken önemin
Devamını Oku...

Bohçacılar

Bohçacılar sokak sokak dolaşır; Çarçaflaarım vaar, renk renk kumaşlarım vaar, nevresimleerim vaar, Bohçacı geldiii
Devamını Oku...

Uzun Hasan Türbesi

Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan adına yaptırıldığı tahmin edilen Uzun Hasan Türbesi’nde yer alan kitabeden türbenin 1572 yılında Behlülbey oğlu Şah Bey ve iki oğlu için
Devamını Oku...

Neolitik dönemden beri Baf

Neolitik dönemden beri Baf yerleşmiştir. Afrodit kültünün ve Hellenik öncesi doğurganlık tanrılarının merkezi idi. Afrodit'in efsanevi doğum yeri, MÖ 12. yüzyılda tapınağının
Devamını Oku...

Edirne Sabun Sanayi ve Tic. Ltd. ?ti. A: Yeni Sanayi Sitesi 11/B Blok No.4

– Edirne T: 0(284) 236 31 37


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7662 Toplam Görüntülenme: 3509533

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı