Çanakkale Savaşında kaybettiğimiz tıbbiyeliler

Başta Doktorlarımız olmak üzere tüm Değerli Tıp Çalışanlarının bu özel günlerini yürekten kutluyor. Çanakkale Savaşında kaybettiğimiz tıbbiyelilerimizi de Rahmet, Şükran ve Minnetle Anıyoruz.

Mekanları Cennet, Ruhları Şad Olsun...

·       Alıntı Facebook Serhat Türk

·       Yayın Tarihi 14 Mart 2018

14 Mart Tıp Bayram Kutlu Olsun!..

''İşgal Döneminde Ülkesinin İşgaline Göz Yummayıp, İşgalci İngiliz Askerleriyle Birlikte Olan Yerli İş Birlikçilerini Okullarına Hapsettikten Sonra Bahçedeki saat Kulesine"

Esir Olmaz Bu Tıbbiye" Pankartı Asan Tıbbiyelileri'in 14 Mart Tıp Bayramı Kutlu Olsun.

Osmanlı savaşlarda yenilmeye ve toprak kayıplarına başlayınca yıkılmayı önlemek için çare aramaya başladı. Bu arayışlara koşut olarak, II. Mahmut Avrupa’dan öğretim üyeleri getirterek 14 Mart 1827’de Askeri Tıp Okulu’nu açtı. Sivil Tıp Okulu bu tarihten çok sonra, 1864’de açılmış olmasına karşın, bilimsel tıp eğitiminin başlangıcı olan bu tarih günümüzde, sivil- asker tüm hekimlerce ‘Tıp Bayramı’ olarak kutlanmaktadır.

O zamanki deyişle “Mekteb-i Tıbbıye-i Askeriye-i Şahane-i Ali’nin mükemmel iş görmesine ve fünun-u cedide (bilimsel yenilik) düzeyi yüksek, mükemmel ve muktedir hekimler” yetiştirecek hale getirilmesine karar verilmiştir. Bu amaçla Bonn Üniversitesi’nden Prof. Rieder getirilmiş ve Paşa rütbesi verilerek kendisinden gerekli düzenlemeleri yapması istenmiştir.

Rieder Paşa, yaptığı gözlemler sonucu okuldaki öğretim üyelerinin çoğunun Saray’ın adamları olduğunu görmüş ve bunları düzeltmenin ya da uzaklaştırmanın olanaksız olduğunu anlayınca okulda “esaslı bir ıslahat” yapılamayacağına karar vermiştir. Bunun yerine kadrosunu kendisini kuracağı ve kendisinin yöneteceği bir uygulama hastanesi kurulmasını istemiş; “okulu bitiren hekimlere burada bir yıl staj yaptırarak gerekli kaliteyi böylece kazandırabileceğini” bildirmiştir. İstek kabul edilmiş, Gülhane Parkı içinde yeni bir hastane yapılmış ve “Gülhane Askeri Tababet Tatbikat Hastanesi ve Seririyatı” adı verilerek, açılışı II. Abdülhamit’in doğum günü olan 2 Eylül 1842 de yapılmıştır.

Rieder Paşa Almanya’dan başka uzmanlar da getirerek kadrosunu kurmuş; seçtiği yetenekli öğrencileri eğitim yapmak üzere Almanya’ya göndermiş; bunlar eğitimlerini tamamlayarak yurda dönünce Gülhane’nin asıl kadrosunu oluşturmuşlardır. Daha sonra stajyer eğitiminin yanında uzmanlık eğitimine de başlanmış ve Osmanlı’nın referans hastanesi olmuştur.

Osmanlı’nın ilk üniversitesi olan Darülfünun’un kurulması üzerine asker ve sivil tıp okulları birleştirilerek, Gülhane’den transfer edilen hocalarla Tıp Fakültesi oluşturulmuştur (1909).

Gülhane’den Tıp Fakültesi’ne geçen hocalar arasında, daha sonra rektörlük de yapacak olan Tevfik Sağlam’ın yanında, Süleyman Numan, Mazhar Osman, Tevfik Recep, Hamdi Suat, Hulusi Behçet ve M. Kemal Öke gibi Türk tıp tarihine geçmiş önemli isimler vardır. Tıp Fakültesi’nin ilk dekanlığına da bir Gülhaneli olan Cemil Paşa (Topuzlu) getirilmiştir.

1933 Üniversite Reformu’ndan sonra Tıp Fakültesi’nin kadrosu, Almanya’dan gelen hocalarla birlikte Gülhane’den alınan hocalardan oluşturulmuştur.

Gülhane Ankara’ya taşınınca 1945’de Ankara Tıp Fakültesi’ni kurmuş ve 1953 yılına kadar iç içe çalışmışlardır. 1953 yılında ayrılmışlar, Gülhane hocalarının çoğunu ve Kurtuluş Savaşı’ndan beri asker hastanesi olarak kullanılan Cebeci’deki tesislerini Ankara Tıp Fakültesi’ne bırakarak, kendisi Yücetepe’deki Yedek Subay binasına (şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanlığı) taşınmıştır. Ancak 1971 yılına kadar Gülhane’nin hocaları Ankara Tıp Fakültesi’nde de öğretim üyeliklerini sürdürmüşler; 12 Mart Darbesi’nden sonra Genelkurmay bu izni iptal etmiştir.

Gülhaneliler İstanbul ve Ankara tıp fakültelerinin dışında, daha sonra Anadolu’da açılan birçok tıp fakültesinin kuruluşuna da öncülük etmişlerdir. Uludağ Üniversitesi’nin kurucu rektörlüğünü bir Gülhaneli ( Prof. Dr. Fethi Tezok) yapmış ve Tıp Fakültesi’ni Gülhane’den getirdiği hocalarla kurmuştur. Diyarbakır (Dicle), Gazi, Adana (Çukurova), Gaziantep ve Mersin üniversitelerinin tıp fakültelerinin kuruluşuna da Gülhaneliler öncülük etmişler ve dekanlık, rektörlük yapmışlardır. Türkiye’deki tıp fakültelerinin dışında Afganistan’da Kabil Tıp Fakültesi’nin kuruculuğunu da Gülhane yapmıştır.

Gülhane Türk Tıp Tarihinde birçok ilkin öncülüğünü yapmıştır.

Osmanlı’da kadının toplum içine çıkması yasak olduğu için hemşirelik hizmetini, hiçbir eğitimi olmayan hizmetliler yapıyordu. İlk kez Gülhane’de hastabakıcılık kursu açılmış ve hasta bakımı eğitimli kişilerce yapılmaya başlanmıştır. Diyet mutfağı, acil servisi ve kan bankası ilk kez Gülhane’de açılmıştır. Bulaşıcı hastalıklara karşı ilk aşı uygulaması Gülhane’de yapılmıştır. Cumhuriyet’ten sonra salgın hastalıklarla mücadeleye öncelik verilmesi, Sağlık Bakanı Refik Saydam’ın Gülhaneli olmasına bağlıdır. Cumhuriyet’in halk sağlığı alanında kazandığı en önemli başarı olan salgın hastalıkların kökünün kazınmasında büyük emeği olan Refik Saydam, kendi adıyla anılan Hıfzı-Sıhha Enstitüsünü kurarak yerli aşı ve serum imalatını da başlatmıştır.

Osmanlı’da ilk bilimsel toplantılar, 1908 yılında “Gülhane Müsamereleri” adı altında, Gülhane’de yapılmaya başlanmış ve perşembe günleri öğleden sonrası bilimsel toplantılar için ayrılmıştır. Bu toplantılarda sunulan bildiriler her yıl, “Gülhane Külliyatı Mesaisi” adı ile kitap şeklinde yayımlanmıştır.

Türkiye’de kardiyoloji, gastroenteroloji ve nefroloji klinikleri ilk kez Gülhane’de kurulmuş; elektron mikroskobu, ekokardiyografi ve diyaliz uygulamaları ilk kez Gülhane’de yapılmıştır.

İlk Yanık Merkezi Gülhane’de kurulmuş ve -bildiğim kadarıyla- Türkiye’de tek olma özelliğini halen korumaktadır.

Eczacılık alanında da Gülhane birçok ilke imza atmıştır. Osmanlı’da ilaç fabrikası olmadığı için, askerin gereksinimini karşılamak üzere Gülhane’de ampul, tablet ve diğer ilaç şekilleri ile damar yolundan uygulanan büyük hacimli serum sıvıları üretilmeye başlanmıştır. Kurtuluş Savaşı başlayınca bu tesisler Anadolu’ya kaçırılmış ve Konya’nın Sille ilçesinde faaliyete geçirilerek Ordu’nun gereksinimi karşılanmıştır. Kurtuluş’tan sonra Ankara’ya taşınmış ve bugünkü MSB İlaç Fabrikası’nın temelini oluşturmuştur.

1960’ların başında başlayan diyaliz uygulaması, Gülhane Eczacılık Bilimleri Merkezi’nde üretilen periton ve hemodiyaliz çözeltileri ile yapılmıştır. Gülhane’den sonra diyaliz uygulamasına başlayan diğer tıp fakülteleri, bu çözeltilerin formülünü ve yapılışını Gülhane’den öğrenmişlerdir. Diyaliz merkezlerinin yaygınlaşması üzerine sanayiciler bu işi Gülhane’den öğrenerek fabrikasyon üretime başlamışlardır.

Yetim ilaç adı verilen, çok az tüketilmeleri nedeniyle karlı bulunmadıkları için sanayide üretilmeyen, ancak gerektiğinde yaşamsal önemi olan ilaçlar, ihtiyaç olduğunda bugün hala Gülhane’de üretilmekte ve Gülhane’de yatan hastaların gereksinimi dışında Ankara’daki diğer hastanelerin istekleri de çoğu kez karşılanmaktaydı.

Gülhane’nin Türk hekimliğinin öncüsü olmasının ötesinde, elbette ana görevi Askeri hekimliğin ocağı olmasıdır. Askeri Sağlık hizmetleri ile Nükleer -Biyolojik ve Kimyasal Savaşa karşı önlemler Gülhane olmazsa öğretilemez. Gülhane’nin kapatılması askeri hekimliğin kökünün kesilmesi demektir. Gülhane asker hekimlere, hekimlik bilgisinin yanında bir ruh aşılar. Bu ruhu taşımayan hekimler Mehmetçiğin ruhunu anlayamaz ve ona gereği gibi hizmet edemezler.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve daha sonra başlayan PKK terörü üzerine Gülhane savaş yaralıları konusunda büyük deneyimler kazanmıştır. Gülhane’de yalnız askerler değil yaralı polisler ve korucular, hatta siviller de tedavi edilmektedir. Kuruluşundan beri Genel Cerrahi içinde Harp Cerrahisi kürsüsü var olmakla birlikte günümüzde konu genel cerrahi, ortopedi, beyin cerrahisi, plastik cerrahi, psikiyatri, fiziksel tıp ve rehabilitasyon ve de gerektiğinde gözden diş hekimliğine kadar diğer kliniklerin ortak çalışmasını gerektiren multidisipliner konuma gelmiştir. İşte 40 yılın üzerindeki deneyim ve birikimiyle, Gülhane’de bu işler çok uyumlu bir eşgüdüm içinde yapılır olmuştur. Gülhane’nin kapatılması, üstelik sevk zincirinin bozulması, gazilerimizi yetim bırakır ve şehit sayısını artırır. Bunun vebali kapatanların omzunda olacaktır.

Terör bölgesindeki asker hastanelerine, operasyonların yoğunlaştığı zamanlarda, gerektiğinde Gülhane’den akademisyenler de dâhil, geçici görevle asker hekimler görevlendiriliyordu. Sağlık Bakanlığı çatışmaların içine geçici görevle gönderebileceği sivil hekim bulabilecek midir? Ki asker hastanesi olmayan çatışma yaşanan ilçelerdeki Bakanlık hastanelerine bile sivil hekim bulunamadığı için asker hekimlerin görevlendirildiği bilinmektedir.

Askeri Tıbbiye’nin kuruluşunu da katarsak 200 yıla yakın birikimi olan, gelenekleri oluşmuş, kurumsallaşmış, Türkiye’nin bu büyük tıp kurumunun kapatılıp; yönetici ve öğretim kadrosunun çoğu, iktidarın güdümündeki YÖK’ün zorlamasıyla akademik unvanlar almış olduğu öne sürülen; devşirme fakültelerle daha dün kurulmuş bir üniversiteye bağlanmasının akıl, mantık ve bilimle bağdaşır yanı yoktur. Askeri sağlık hizmetlerini komutanlar bilmez, askeri hekimler bilir. Ordu ve kuvvet komutanlıklarının barış zamanı hazırlanan savaş planları içindeki, sağlık hizmetlerinin planlamasını askeri sağlıkçılar yapar. Bu nedenle askeri hekimliğin kaldırılması TSK’nın savaş gücüne büyük zarar verecektir.

Tarihten ders almasını bilenler, her şeyden önce tarihe saygılı olurlar. Tarih bilmeyenler günümüzü anlayamaz ve geleceği öngöremezler. Çözüm, alınan kararın iptal edilip, başta Gülhane olmak üzere asker hastanelerinin yeniden açılmasıdır. Dünyada askeri hastanesiz ülke var mı? Örneğin; ABD’de Washington’da GATA benzeri Walter Red Army Hospital’in yanında, her eyalette kapatılan GATA Haydarpaşa’ya benzer askeri tıp merkezi ve askeri birlik bulunan kentlerde de asker hastaneleri vardır.

·       Alıntı Facebook Serhat Türk

·       Yayın Tarihi 14Mart 2018

İlginizi Çekebilir

Askeri Nigehban Cemiyeti…

Atatürk diyor ki ''Bir de baylar, bilirsiniz ki, İstanbul'da Askeri Nigehban Cemiyeti (Askeri Gözcü Derneği) diye bir bozguncu topluluğu türemişti. O zamanki bilgiye göre bu topluluğun
Devamını Oku...

Harbiyeli Mustafa Kemal

Mustafa Kemal 10 Şubat 1902'de okulunu bitirerek (Piyade - 1472 sicil numarasıyla) teğmen rütbesiyle Türk Ordusu'nun şerefli bir subayı olmuştur. Harbiyeli Mustafa Kemal ...1898 yazında
Devamını Oku...

10 Mayıs 1915

10 Mayıs 1915. Fransızlar Çanakkale boğazının donanmayla zorlanması fikrine katılmadılar. Şiddetle red ettiler. General Hunter Wenston birlikleri için bir emir yayınladı. Her kıtanın
Devamını Oku...

Karlsbad'da ''Geçen Günlerim'' 1918

2 Temmuz Salı... ''Sabah saat 7'den saat 8'e kadar dünkü gibi iki menbadan su içtikten sonra evde kahvaltı ettim. Saat 10'da Kaiserbaad'a gittim. Çamur banyosu yaptım. Eve avdet ve biraz
Devamını Oku...

Mustafa Kemal Atatürk - Mareşal

(1881 - 1938) Katıldığı Savaşlar 1911 - 1912 Trablusgarp Savaşı, 1912 - 1913 Balkan Savaşı, 1914 - 1918 Birinci Dünya Savaşı, 1919 - 1922 İstiklal
Devamını Oku...

Minnet ve Saygıyla... Sonsuza Dek... Mustafa Kemal’den Atatürk’e

10 Kasım 2016 Metin Edirneli Mustafa Kemal’den Atatürk’e, 1881’de Selanik’te başlayan 10 Kasım 1938’de İstanbul’da tamamlanan acılar, sıkıntılar, yokluklar içinde halkın
Devamını Oku...

Celaleddin Arif

Celaleddin Arif, (1875, Erzurum - 1928, Paris) İstanbul Barosu'nun kuruluşunda rol oynamış, daha sonra TBMM'nin kurulması ile birlikte yürütme görevi verilen I. İcra Vekilleri Heyeti ve
Devamını Oku...

Atatürk diyor ki

''Efendiler, bizim hükûmetimiz demokratik bir hükûmet değildir, sosyalist bir hükûmet değildir ve gerçekten kitaplardaki hükûmetlerin, İslâmi niteliği bakımından, hiç birine
Devamını Oku...

İngilizler Gazze Muharebeleri’nde Zehirli Gaz Kullandılar

İngilizlerin Harp Kurallarına ve Medeniyet Prensiplerine Riayet Dereceleri İngilizler bu hususta kendilerini her milletten üstün görürler ve böyle olduklarını iddia ederler. Fakat bu
Devamını Oku...

25 Nisan 1915: Çanakkale Savaşının Çıkarma Günü

Muzaffer Albayrak Çıkarmaları anlatmaya geçmeden önce belirtmek gerekir ki anlatacağımız bütün bu çıkarma harekâtının tek hedefi vardı: Kilitbahir-Çanakkale hattında bulunan
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7667 Toplam Görüntülenme: 3709592

Edirne Sabun Sanayi ve Tic. Ltd. ?ti. A: Yeni Sanayi Sitesi 11/B Blok No.4

– Edirne T: 0(284) 236 31 37

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı