Bir Daha Bir Daha

Galip Sertel

Bir daha, bir daha eller taşın altına beyler!Şu sanal âlemde fikirlerin açık ve net çarpışmasında doğan hakikatlerle, sizlerin sağduyulu yorumlarınızla, Sivil Toplum Kuruluşlarının iyi niyet gayretleriyle eller taşın altına beyler! Bu çağrı ne benim,ne senin,ne de falan filanın.Bir yirmi birinci asırda Bulgaristan Türklüğünün usul usul kararan eğitim ufkunun aydınlığa kavuşması uğrunda bir çabadır. Ata vatanımızda öz kimliğimizi kemirmek için gümbür gümbür üstümüze çullanan trajedinin çığlığıdır.

"Tamam, doğduğumuz topraklarda anılarımız var. Tanıdıklarımız var. Özlüyoruz..." (Şaban Ali Aydın)

Ve bugün bizler, ellerimizi taşın altına koyamazsak, koymazsak, yarın öbür gün bu işi kimler yapacak? Çok çok taş atıp, saç baş yolunacak... Bir taş-baş ikileminde şair Ümit Yaşar Oğuzcan (1926-1984)dizeleriyle çıkalım yola:

"Taşımı başlara vurdum

Düşman oldular

Başımı taşlara vuracağım

Pişman olacaklar"

Hayır, hayır ey şair... Eğer biz bugün elimizi taşın altına koyamazsak, koymazsak, o taşın altında torunlarımız kalacak, üzülecekler ve onlardan başka kimseler pişman olmayacak. Zira iş işten geçmiş olacak ki, tıpa tıp bir "Bad el harab ül Basra" misali... Yani Moğolların Basra şehrini yakıp yıktıktan sonra, "Basra harap olduktan sonra diye"bir deyimdir ki,asıl olan yok olduktan sonra, kalanlar neye yarar anlamında... Belki bu acı gerçeği yaşamamak, yaşatmamak içindir yorumlarımız, çabalarımız:

"Ey efendiler bugün Kuzey Bulgaristan'da yeni bir etnik model doğuyor... Anadili Bulgarca Olan Türkler." (Nesrin Sipahi Kıratlı.)

"Vatan ana dildir. Vatanın sınırları ile dilin zenginliği arasında bir paralellik vardır. Dilinizi kaybederseniz vatansız kalırsınız."(Cevat Çırak)

"Türküm demek yetmiyor. Önce konuşmayı, sonra da okumayı öğrenmeliyiz. Çocuklarımızın okulda Türkçe okuması şart."(Nasuf Dail)

"Türk çocukları okul çantasında Bulgarcanın yanında Türkçe ders kitabı da taşımalıdır" -demişler de ne güzel demişler ama sanal köşelerde Bulgaristan Türkleri Edebiyatı adına bir yorumda:

"Yetişkin şair ve yazarları kutluyorum, ancak torunları okullarda Türkçe okumuyor?" diyerek Nesrin Sipahi Kıratlı, "yazarları, şairleri kutluyorum, ama torunları okullarda Türkçe okumuyor?" gibi gibi bir zanla ödüllendirip, yarın ahirette bile hesabı verilemeyecek acı bir gerçeğe parmak basıyor ve kalem kılıçtan keskin de olsa, neylesin şair, yazar... Ulu sultan bile şikâyetlerle,"Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut"diyerek es geçiyor bahtsızlığın çıkmazlarını...

Bulgaristan'da, demokrasinin tozpembe havalarında, şurada çeyrek asırdır devletin güzelim okullarında, göz göre göre ZİP'lerle (Mecburi Seçmeli Ders), SİP'lerle (Serbest Seçmeli Ders) gibi bir takım uygulamalarla, ayak oyunlarıyla Türk çocuklarının Türkçe ana dilini öğrenme hakkı hasıraltı edilip resmen gasp ediliyor...

Halbuki anadili, anamızdan öğrendiğimiz dil, kendi dilimiz, öz dilimiz, benliğimiz, kimliğimiz ve senin çocuğun, hür doğduğun bu topraklarda, vatandaşı olduğun devletin güzelim okullarında doğru dürüst, planlı-programlı bir şekilde anadilinde eğitim almıyor, alamıyor 1970 yıllarından beri. Dumanlı kurt havaları yaratılıyor anadili deyince...Sözde "totaliter rejim"çöktü ve çok büyük vaatlerle,büyük büyük ümitlerle bir Demokrasi geldi 1990 yılında.Geldi mi,getirildi mi,o başka konu,gelmesine geldi ama torunlarımız,evet torunlarımız Türkçe okumuyor.Okumuyorlar değil, okutmuyorlar bin bir engel yaratarak,türlü türlü bahaneler uydurarak ve:

"Biz bu acı gerçekleri, şiirlerimizde ve yazılarımızda yazacağız. Belki duyanlar, öğrenenler olur büyük acılarımızı.İçimizde top top olmuş, katmerli yaraları.... Belki okuyanlar olur."(Mehmet Şakir)

Ve yıllar, yıllar önce Keçecizade Fuat Paşa'nın söyledikleriyle devam edelim:

"Elli sene vardır ki, Avrupalılar Türklerin akşama çıkmayacak kadar hasta olduğunu söyleyip durmaktadırlar. Biz bu kehanet tarzından asla üzüntülü değiliz. Çünkü her sabah sağlıkla uyanıyor, akşam da afiyetle yatıyoruz. Türkler ne ölmüştürler, ne de ölmek üzeredir!(Keçecîzade Büyük Fuat Paşa,1815/1869)

Dayanıklı milletmişiz ki, hala ayaktayız. Dünyanın hiç bir milleti, bizim uğradığımız felaketlere uğrayıp da ayakta kalamazdı.

Belki bu işlerin böyle gitmeyeceğine, güle güle neşeli günlerin de geleceğine inandığımızdandır bu direnç. O direniş ki, baş tacı bildiğimiz can ciğer türkülerimizin mecrasına su taşıyan Karahisar Kalesi türküsündeki:

"Yayladan gel allı gelin yayladan Kesme ümidini Kadir Mevladan, Kadir Mevladan" dizeleriyle sonsuz, ebedi bir ümittir. Kadir Mevlâdan kesilmeyen bir ümit ki, Divan şairimiz Veysî (1561-1628)ne güzel söylemiş:

"Gider hâb-ı tegâfül didelerden dûr olur bir gün Bu meclis böyle kalmaz, mestler mahmûr olur bir gün."

(Üstümüze çöken gaflet uykusundan bir gün mutlaka ayıkırız./İşler hep böyle gitmez, bugün neşelenenler bir gün sersem olurlar.)

Ve işler hep böyle gitmez, gitmemeli. Günümüzde bir bilgisayar alemi var ya, illet midir, zillet midir, velinimet midir nedir amma, şu baş döndürücü bağımlılığı ile alıp götürüyor bir yerlere, çldırtacak hepimizi:

"Üzme tatlı canını, teknoloji, insanları birbirinden uzaklaştırıyor ve sanal dünyaya iterek bazı kişilerin işine yarıyor."(Faik Mutlu)

 “Su akar yolunu bulur”(Şaban Ali Aydın)

Üzülmek de ne demek, gelen vuruyor, giden vuruyor.Herkesler bir şeyler yazıyor o sanal köşesine gelip geçenler okur diye ve herkesler gibi ben de bir şeyler yazıp çiziyorum.Yazıyorum da, hariçten gazel söyleyenler kümesine düşmemek gayretiyle, ey benim meçhul muhatabım,çivi çiviyi söker örneği, cevap vermeye çalışıyorum yorumlar döktüğün o bilgisayar köşene ve  bir yorumlar,bir yorumlar:"Aman Allah illallah/ Dertlere derman Allah"dercesine...Deşilen yarada cerahati temizleme gayretlerini hisseder gibi oldum da, bir şeyler hatırladım:

"İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.",diyor şair Arif Nihat Asya(1904-1975).

Ve bugün bizler, etnik azınlıklar konumundaki Bulgaristan Müslümanları (Arnavut, Çingene/Roman, Pomak, Tatar, Türk) şunun şurasında "93 Harbi" günlerinden beri çeşitli dönemlerde, hemen hemen yüz elli yıldır maruz kaldığımız asimilasyonlar, kültürel soy kırımlı uygulamalar sonucu gönüllü veya zoraki göçlerle parçalanan ailelerin dramı,"döngüsel bir travmatik etkinin, belirsizlik kaynaklı kaosun köken ve kimlik arayışı" gibi sorunlar batağındayız hep daha... Ey gidi koca dünya, koca dünya... Sen mutlu, güçlü insanlarınla "ayın  zaptına soyunurken,bizler hep daha o kimlik arayışı ilkel çalkantlardayız.Belki dünyadaki o savaşlar da eninde sonunda kültür donanımlı bir kimlik savaşları ayakta kalma,medeniyetin saçağına konma savaşları... Öyle ki türkülerimize bile "Aman ölüm, zalim ölüm, üç gün ara ver"şeklinde yansımış olması, bir nebze selamet dileğidir ki, dünyada huzur arayan bir azınlıklar trajedisidir belki, ünlü Rus yazarı Maksim Gorki'yi bile    

"Vatan haricinde saadet yoktur." demekten alıkoyamıyor...

Vatan, vatan, hangi vatan?

"O çok bilenlerden birine sordum, senin gerçek vatanın neresi? dedim. Sağ cebini gösterdi...(Nihat Altınok)

Ve o sağ cep ile düşüp kalkanlar hariç, o meçhul muhatabımın yorumunda sözü edilen HÖH (Hak ve Özgürlükler Hareketi) kurucuları, yöneticileri ve daha yüzlercesi, binlercesi adlı ve adsızlar ki, ümit dolu iyi niyetlerle köprü oldular bugünlere sağ salim gelebilmemiz için. Ata Vatan bildiğimiz yurt genelinde bir iç barışın sağlanması için...

"Toplandık, birliğimizden bir ağaç büyüdü , derin kökler saldı ,meyve verdi fakat meyvaları taşmış ,kafamıza, bedenimize vurmağa başladılar,,, Bir hayli geç anladık. Koca ağacı sulayan, gübreleyen eski DS katilleriymiş,"(Lutvi Bayram)

Şuralarda bir yüz yıl boyunca, koskoca bir Hristiyan âleminin emperyalist güçlerinden alınan destek ve cesaretle palazlanan milliyetçilik almış yürümüştü yurdumuz genelinde. Devletimizin yöneticisi de, resmi propaganda makinesiyle yazarı çizeri de her günlük basında, edebi eserlerde, şiirde, hikayede, romanda, tiyatroda, sinemada, devlet dairelerinde, sokaklarda, meydanlarda, pazarlarda aşağılanıyor, hor görülüyorduk.

"Bulgaristan Bulgarlara, Türkler Türkiye'ye" çığlıkları çınlatıyordu şehir meydanlarını... Yoksa bizler de, o kimlik özleminin şarkısı ile yaşanmışlıkları, yaşananları daha sonralara mı erteledik şair Attila İlhan (1925-2005)ın dizelerinde gibi:

"bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra

sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara

simsiyah bir teselli olur belki kalanlara

geceler uzar hazırlık sonbahara"

Sonralardan evvel önceler vardı... Dünyada eşine rastlanmadık "medeni vahşetle",iki yüzlüce, sahi köklerini buldular deyip, gönüllüler deyip, alay eder gibi Cebren bir dilekçe imzalattırarak "Soya Dönüş", "Yeniden Doğuş" safsataları ile, Bulgaristan'da o soy kırımlara maruz kalan Müslüman ( Pomak, Roman, Türk) azınlıkların bir kimlik arayışının yeni baştan şahlanışı idi o Hak ve Özgürlükler Hareketi.

Uygar yirminci asrın geniş vatandaşlık haklarına kavuşma savaşıydı..Kan, göz yaşı, kin,nefret yüklü bir "85 doğuşu- (vızroditelen protses)" yaşamış Bulgaristan Türklerinin,Bulgaristan Müslümanlarının ikinci doğuşuydu bu hareket.Kurtuluşu idi bu hareket.Ve "93 harbinden" 111 yıl sonra, Melnik'ten Kardam'a ,Tuna'dan Rodoplar'a kadar, memleketin bir uçtan öbür ucuna uzanan topraklarında yaşayan Bulgaristan Türklerinin ilk defa bir siyasi parti çatısı altında dünya kamuoyu ile yüzleşmesi idi bu hareket."Kıyamete kadar bu suyun kıyılarını " beklememek içindi o hareket...

Hâlihazırda hallerimiz, gelen gideni aratır misali, o totaliter Jivkov dönemini bile aratır derecede kötü ise, neticeler sancılı ise, bir şeylerin yapılması gerekli ise, öyle de görünüyor, herkesler, ama herkesler gücünün yettiği kadar,cesaret ve sağduyu ile bir daha taşın altına el koyma çabasında olmalılar... Nereden, nereden, ille ve lakin bir yerlerden başlamalıyız...

"Bir etnik azınlık grubunun varlığından söz edebilmek için birtakım objektif ölçütlerin yanı sıra, belki de en önemlisi, dilsel, dinsel gibi özellikler taşıyan grubun bu farklılıklarını korumayı isteyen bir "Azınlık Bilinci'ne"sahip olması gerekir.

Azınlık bilinci de önce ailede şekillenip var olur, yakın çevresinde pekişir, okulda aydınlanır ve toplumda hayatiyet kazanır. Aksi takdirde söz konusu grubun asimile olmak istediği anlaşılır ve bu grup azınlık olarak nitelendirilemez."(Alıntı)

Oysa 1991’de kabul olunan Bulgaristan Cumhuriyeti Anayasa'sı anadili konusunu garanti altına almıştır. Lakin:

"Kısa vadeli çıkarlar öne geçmiş, almış yürümüş. Çok zor. Millet bize sanki Taş Devrinden kalmışız gibi bakıyor." (Nasuf Dail)

"Milletin düşünce cephelerine ayrılmış olması onun maddî ve manevî gücünü sağlamaya engel olmakta. Ensemizde hissettiğimiz korkunç tehlikeler bile aklımızı başımıza devşirmeye yetmiyor. Bu durumda elimizi taşın altına nasıl koyacağız. (TC Isa Cebeci)

"Evet, öyle yazmakla cizmekle olmuyormuş meğer. Zorunlu olmasi icin 2005-2009 da Lütfi Mestan, Eğitim Komisyonu Başkanı iken olmadıysa bundan sonra çok zor, zira Bulgar vatandaşıyız hepimiz, nasıl olacak ?"(Nesrin Sipahi Kıratlı)

Bir arayışlar zincirinde sorular, sorunlar, nereden nerelere...

İlle ve lakin bir yerlerden başlamalıyız. Zira 1991’de kabul olunan Bulgaristan Cumhuriyeti Ana yasanın 36. maddesinin 2. fıkrasınca anadili konusu garanti altına alınmıştır. Orada şöyle yazılı:

 “Anadili Bulgarca olmayan vatandaşların, Bulgar dilinin zorunlu okunması yanında kendi dillerini okumaya ve kullanmaya hakları vardır.”

Ve mağrur Rodoplar çağlayanlarından yüreği dağlayan bir ses:

"Ciğerinin nasıl yandığını buradan hissediyorum. Ben usandım ve Rumeliliğimden istifa edip ..."(Cevdet Sahin)

Evet,"uzaklar-tuzaklar" diye hep bir şeyler var bu âlemde. Hep oralarda daha iyi olacağımıza inandığımızdandır arzular... Ama daha uzaklara, daha uzaklara mı, zaten kim dediyse hoşça, demiş:

"Yedi iklim dört bucak"...

Demek bir var ile yok arasında, yer gök arasında, hemen hemen her yer, bütün dünya, yani ekmek parası, su parası, hak hukuk davası... Halkçılık, ırkçılık kavgası derken, çil yavruları gibi dağıldık, yayıldık "Yedi iklim dört bucak" kucak kucak...

"Kaldı işte. Çayımız bardakta, çocukluğumuz sokaklarda, mutluluğumuz kursağımızda, sevdiklerimiz uzaklarda..." - Nazım Hikmet (1902-1963).

Yoksa sefere çıkarken kazanı ocakta mı unuttuk? Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış. Rastgele mi Rus yazarı Maksim Gorki(1868-1936)

 “Biz, delilerin çılgınlığına şarkılar söylüyoruz",diyor.

Şair Tevfik Fikret (1867-1915) "Vatan gayur insanların omuzları üstünde yükselir."diyor...

Yani çilekeşlerin omuzlarında, yani bir velilik delilik gibi bir şeyler belki çağrılarımız, çığlıklarımız.Ve bugün bizler elimizi taşın altına koyamazsak,yarın öbür gün, şair Ümit Yaşar Oğuzcan(1926-1984) dediği gibi:

"Taşımı başlara vurdum

Düşman oldular

Başımı taşlara vuracağım

Pişman olacaklar"

Hayır, hayır ey şair,"

öyle yazmakla çizmekle olmuyormuş meğer bu işler"deniliyor bir yorumda ve eğer biz bugün elimizi taşın altına koyamazsak, o taşın altında kalan yine bizler,bizim torunlarımız olacak...Üzülecekler ve onlardan başka kimseler pişman olmayacak.Zira iş işten geçmiş olacak ki,tıpa tıp bir "Bad el harab ül Basra"..Yani Moğolların bugünkü İrak topraklarında Basra şehrini yakıp yıktıktan sonra, "Basra harap olduktan sonra.."bir deyimdir ki,asıl olan yok olduktan sonra, kalanlar neye yarar?

Ve sen, ey benim meçhul muhatabım,şurada çeyrek asırdır Bulgaristan'da bir demokrasi ortamında ikide bir seçimden seçime koşarken, eğriyi doğruyu seçememe,ak ile karayı ayıramama sorusunda,SENİN  hiç mi günahın yok?

"Konu her zaman gündemimde. Arkadaşlarımla da kafa yoruyoruz... Taşın altına elini sokacaklar yok değil, ama taşı bastıranlar o kadar çok ki... Oradan başlamak gerekmez mi acaba?" (Havva Pehlivan Özgür)

"Lütfen vatanımıza (ana dilimize ) sahip çıkmak için elinizi taşın altına koymak için bir yerden işaret beklemeyin." (Cevat Çırak)

Bir şey daha, taşın altına el koyma meselesi üstüne rahmetli Silistreli Hakkı Boşnak öğretmenin anılarından:

"Dünyaca ünlü, komünist Türk şair Nazım Hikmet 1957 yılı Mayıs ayında Silistre şehrini ziyaret etmiştir. Silistre şehri Türk Cemaati Başkanı Ahmet Varnalı'nın:

- Nazım Yoldaş, şayet bir gün Türkiye'de sosyalizm olursa, Atatürk'ü nasıl değerlendireceğiz? Sorusuna, koca şair Nazım Hikmet'in harikulade cevabı:

- Varnalı, Varnalı, dedi, seninle eski bir dostluğumuz var 1951'lerden beri... Dost acı söyler, doğru söyler... Biz kim oluyoruz da, Ata'yı değerlendireceğiz? Ondaki o cevher, ondaki o yürek, ondaki o ciğer(cesurluk anlamında),o ciğerin çeyreği, çeyreğinin çeyreği yok bizde... Yok, yok Varnalı, yok... Sen sağda solda konuşulanlara bakma... Mustafa Kemal Atatürk herkeslerden çok, hepimizden çok yaptı yapacağını bu Vatan için... Buradan ötesini biz devam edeceğiz. Biz devam ettireceğiz, dinliyor musun Varnalı?"

Ve işte, ey benim meçhul muhatabım, dön dolaş, yine halk şairi Dadaloğlu(1785-1868) dizelerinde duraklayalım:

"Düşmanına karşı koyan mert olur

Şahin kocasa da vermez avını

Aslı kurttur kurt yavrusu kurt olur."

gayreti ve dirayetiyle "taşın altına el koyma" zamanı, omuz omuza vermenin zamanı gelip geçiyor...

"Olayın özetinde TV'den Türkçe öğrenen, Türkçe türküler söyleyen, ama anadilinde mektup yazamayan yeni tipler görüyoruz. (Rafet Ulutürk, Bulgaristan Türkleri Kimlik Mücadelesi s.107)"

Tencere dibin kara, seninki benden kara dedikodu muhabbetlerinin kıskançlık burgacında gün be gün birbirlerimizi karalayıp alay edeceğimize, Bulgar araştırmacı yazar Mahya Todorova'nın gerçekleri kanıtlarca:

"Balkanlar'da Türk mirasını aramaya çalışmak abestir, çünkü Balkanlar'ın kendisi Türk mirasıdır." sözlerine kulak verip, istemeyerek istemeyerek, şair Muhsin İlyas Subaşı(1942-...) nın dizelerinde duraklayalım:

"Sevgiye peşrev yoktur

Hoşgörüyü terk ettik

Gerek yok sınır ötesi düşmanlara

Biz bize yettik"

demeden, diyemeden bir daha taşın altına el koyup, büyük Türk düşünürü, gazeteci, eğitimci, yayıncı, fikir ve mücadele adamı İsmail Bey Gaspıralı(1851-1914)nın yüz yıl ötelerden gelen:

"Dilde, Fikirde, İşte Birlik" çağrısıyla hemhal olma zamanları gelip geçiyor. Zira birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardığını bilmeyenler mi var?

·       Alıntı: Galip Sertel

İlginizi Çekebilir

Amerikalı diplomatlar DEB Partisi yöneticileri ve Mustafçova Belediye Başkanı ile görüştüler

08 Mart 2017 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Atina Büyükelçiliği İnsan Hakları Büro Sorumlusu Holly Metcalf ve beraberindeki heyet, Dostluk Eşitlik Barış (DEB) Partisi yöneticileri
Devamını Oku...

Makedonya'da VMRO-DPMNE ve Hükümet Kurma Çalışmaları

11 Ocak 2017 VMRO-DPMNE ile BDİ arasındaki karmaşık ilişkiler seçim sonrası da kendini gösterdi. Gruevski, geçtiğimiz günlerde verdiği röportajda BDİ’nin en çok oy alan partiyle
Devamını Oku...

Balkan Harbinde bizlerle birlikte savaşan Ermeni Askerlerimiz

Balkan Harbinde Osmanlı Ordusunda hayatını kaybeden Ermeni Askerlerimiz Edirne 1912 Ayaktakiler; Krikor Balyozyan, Karekin Asduryan, Ğılçıryan. Oturanlar: Hagop Çetinyan,
Devamını Oku...

ESPA’dan ağaç ekimi için 9.000 Euro prim

20-10-2016 Ozan Ahmetoğlu ESPA destek programından finanse edilecek yeni program çerçevesinde ceviz, kiraz ve elma ağaçları ekiminin masrafları ve bunlar için yapılacak 8 yıllık
Devamını Oku...

Londra ve Kırcaali Arasında Sanat Köprüsü

Kırcaali’nin Most (Köprülü) köyü doğumlu ancak Londra’da ikamet eden genç sanatçı Nedret Pekcan’ın ilk kişisel sergisi ile Kırcaali'de Çok Kültürlü Şehir girişimi
Devamını Oku...

Makedonya’da Emekli Maaşı Ortalaması 12 bin 211 Denar

27 Ekim 2016 Eylül ayındaki ortalama emekli maaşı 12 bin 211 denar olarak hesaplanırken, yaş haddinden emekli olanların aldığı ortalama maaş 14 bin 425 denar, engelli maaşı
Devamını Oku...

Balkan Savaşı Selanik'in Düşmesi

Tarih Mustafa Kemal Atatürk'ü hep haklı çıkardı Selanik’in düşmesinin haberini Mustafa Kemal’in nerede ve nasıl haber aldığını Salih Bozok’un kendi ağzından
Devamını Oku...

Bulgaristan'da Deliorman Kızılbaş Topluluğu

Prof. Melikoff 1980’li yıllarda Bulgaristan’da resmi rakamlara göre 90 bin dolayında Kızılbaş olduğunu yazar. Buradaki Kızıltaşların Türkiye Alevilerinden farkı yoktur.
Devamını Oku...

T.C. Sofya Büyükelçiliği/Turkish Embassy Sofia

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün geleceğin mimarları çocuklara armağan ettiği “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” kapsamında T.C. Sofya
Devamını Oku...

Yer Avrupa Bulgaristan Plovdiv "Catwalk Genç Şarap"

Maria Луцова Yer yerinden Bulgaristan, İngiltere, Fransa, Rusya ve İsveç geliyor Plovdiv için özel olarak festivali "Catwalk genç şarap" ile 23 ve 25 Kasım evlerde, Eski şehir.
Devamını Oku...

Edirne Sabun Sanayi ve Tic. Ltd. ?ti. A: Yeni Sanayi Sitesi 11/B Blok No.4

– Edirne T: 0(284) 236 31 37


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7667 Toplam Görüntülenme: 3712797

Edirne Sabun Sanayi ve Tic. Ltd. ?ti. A: Yeni Sanayi Sitesi 11/B Blok No.4

– Edirne T: 0(284) 236 31 37

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı