Balkanar’ın Renkliliği – Pomaklar

Emel Balıkçı

Balkanlar, büyük ölçüde buğday taneleri gibi serili, köylerden oluşan bir yarım adadır. Bu, bölgenin belki de en özel karakteridir. Bazı 4-5 evden mahalleler, bazıları da 20-30 sülaleden köyler. Onların etraflarına da yine Balkan coğrafyasının özelliğine göre parça parça tarlalar – köylülerin geçim kaynağını sağlayan toprak.

Bir gezi yapmış oldunuz köyden köye. Değişik konuşma dilleri, kendine mahsus folklor unsurları, motifler…

Türk, Bulgar, Yunan, Şop, Boşnak, Torbeş, Goryan ve daha nice, kendilerini farklı hisseden, guruplar.

Balkan coğrafyası bu ve buna benzer özellikleriyle, dünyada en çok ilgi çeken bir yerdir. Belki de Tanrımız buraya çiçeklerin en büyük demetini sermiştir.

Böyle bir gerçek, sadece yörenin değil, dünyanın da tüm bilim adamlarının dikkatini hiç çekmez mi?

Ben tarihçi, bilim adamı değilim, ama araştırma ruhu, beni büyüleyen, hayatımın son 6-7 yılını fetheden bir özelliktir.

Diyelim, 4-5 kitap aktardım, 5-10 tarihçi-araştırmacının eserlerini okudum. Nasıl bir sonuç ile karşı karşıya kaldım?

Büyük ölçüde, bilim ve tarihçi akademisyen elemanları, eserlerini başka birilerin kitapları üzerinden konuları kaleme alıp araştırmalarını sürdürmüş olurlar. Ve ne kadar daha çok kaynak gösterirler, o eserin değeri de artmış olur.

Ben buna karşı değilim, ama daha deşik düşünceler içindeyim. Neden?

Konumuz Pomaklar diyelim: günümüze dek onlarla ilgili hala kesin bir açıklama yapılamamış, ciddi sonuçlara varılamamıştır. Onlar kimler, nereden ve ne zaman bu topraklara yerleşmişler, nasıl bir dil konuşurlar, hangi guruba ait, ne zaman İslam’ı kabul etmişler, nasıl ve nice eski inançlara sahipler, neden tüm Balkan ülkeleri onları kendi gurubundan olmasını talep ederler?

Ben, Rodoplar’da doğmuş, büyümüş yarı Pomak, yarı da Türk kökenli bir torunum. Hayatım iki dil, iki değişik kültür arasında geçti. Bazı orta noktalarda buluşan bazı da, kendine mahsus zengin ayrıntılar ile dolu hayat özellikleri. Bu arada komşu Pomak, Türk, Bulgar, Rom ve karışık köylerin de etkisini küçümsemeyerek, bir geniş kültüre sahip olduğumu sanırım.

Biraz ayrıntılara girelim: Rodoplar’da Aladağ tepesi, bir heybe halini düşünün. Güneyinde Burevo Pomak köyü, Kuzeyinde Menekşe Türk köyü, iki hanım ikisinin de adları Fatma…

Pomak Fatma’ya “baştan ayağa kadar” göz atalım. Çorapları, elektrik renginde örülen motifler. Terlikleri dokuma, koyu kırmızı, koyu mavi, abada sarı sırma oyaları ve bol bol gaytandan dikili örgüler. Başörtüsü de uzun, dokuma beyaz bezde al çiziler, telli telli yollar oluşturur. Örtü, alnın ortasını kuşatmış, arka tarafa belikler üstüne çatılmıştır. Elbisesi de elektrik renklerin ta oyunu – pembe, sarı, yeşil, kırmızı çiçekler. Onun üzerine bir da dizi altın gerdanı sallanıyor. Önlüğü – Mayıs yeşili, şarap kırmızısı, turuncu şeritler kareli yarışa girmişler. Eskiden üst elbise – uzun kapaklı alaca, yazlık ve ya kışlık alt gömleği de topuklarına dek. Kimi başörtüsü altında tepelik O da altın dizili, küçük rubiyeleri ile dikkati çeker.

Türk Fatma’ya gelelim. Siyah ve ya beyaz yaşmak (başörtüsü) yüzü gözü görmeyen belikler gizli varlığını sürdürür. Beyaz gömlekte bir iki koyu mavi, koyu kırmızı çiziler. Koyu renkli basma bezinden dikili şalvar, koyu çoraplar, örme terlikte de küçük küçük sarı, mavi motifler. Üst elbisesi belden bir karış uzun olan ruba (urba), yine siyah renkli. Kimi kısıtlı al, pembe, sarı, mavi motiflere rastlarız.

İki Fatma’nın da 1940 yıllarına dek siyah feraceler altında şu saydığım özellikleri göremezsiniz. Çünkü bu elbise iki grup için adeta olmazsa olmaz konumunda idi.

Orta ve Batı Rodoplar’da da aynı özellikler. Bazı köylerde Pomak simgeliği ağırlıklı, diğer de Türk özellikleri. Bu da köyde diğer gurubun sayıca kalabalığına bağlıdır.

Konuşma dillerine de gelelim:

Pomak Fatma: “Bu akşem ca (şa) doda, 5-10 misir da ti soydisam.” So dan, moyas çulek şteşe s nagise da stıpte ştenesu.

Türk Fatma: “Bu akşam gelme. Mısırı yarın akşam soyarız. Bu gün bizim adam köpeği ayak altına almak istedi.”

Bir karşılaştırma yapalım Pomak, Slav ve Türk dillerinde (Slavca deyince, Rusça, Ukraynaca dili söz konusu):

so dan, denyos, – sevodnya (sevo den), dnyom, bu gün, dnes (Pomak konuşmasında kısaltılmış bir şekli kullanmaktadır)

badnoj – adnajdıy - bir defasında, vednıj

çulek, çilek -u, -as, -an, -umu (ismin hallerin eski kalıntıları) – çelovek (-ku, -a, -om, -e, -oy) – adam, -a, -ı, -dan, çovek vb.

noga, -sa, -na – nogi – ayak, krak

ştenye, -su, -nu – ştenok – köpecik, kuçentse

doda, doyden dohada (fiil çekiminde de aynı eski kalıntılara rastlarız) – dohadi –gel, idva

doşçim (ştem da doydim)– dohodim, pridyöm, - geleceğiz, şte doydim

de – gde – nerede, kıde.

kolkyu – skolka - ne kadar (soru işaretleri – kutro, kutra kutrik, kina, kakna – katorıy, kto, kavo, çevo), kolko.

denna, de zna – ot kuda znat, ni znayu, - bilemem, ot kıde da znam.

Bazı sözcükleri Türkleştirerek de kullanıyorlar: bu akşem, veçeru, -os, -on - veçerom – akşam,

Pomak, Türkçeyi yumuşak bir tarzda konuşur, Bulgar ise, daha kaba ve Türk diline yakın bir telaffuzu var.

Gelelim türkülere:

Pomak Fatma tarlaya gider ve acayip bir türkü çeker: “Zaştim me mene da jivyam na saya dinyo lajovna” (ne anlamı var hayatta şu yalan dünyanın yaşımı). Türk Fatma da karşıdan: “Biçerim biçerim anneciğim demedim dolmaz.”

Rodoplar’da her bir köyün, yörenin kendine ait, yaşanan olaylar üstüne düzenlenen türküleri var. Acılı, bağrı yanık türküler, uzun soluklu, yükselen ve alçalan sesler. Bu özellik iki gurubun da türkülerinde rastlanmaktadır.

Bir adetin ayrıntılarına göz atalım: Pomak Fatma’nın, bebeği olur, Molitva (dua) adetine davet eder. Bebek 40 gününü doldurduktan sonra. Beşik başına anne oturur. Komşu, köydeş, hısım akraba hanımları ziyarete gelirler. Bebeğe, aybaşı halinde hanımlar gelemez, yeni, 10 günlük dul hanım da aynen. Onlar yasaklar listesindedir. Biri, bebeğe hastalık getirebilir, öbürü de negatif bakışlar ile büyüler. Bebek, kötü bakışlardan nazar kapmasın diye, kömürle alnına işaret koyarlar, yastık altına da bir baş sarımsak.

Para saçmak âdeti: bebeğin şapkasına altın rubiye dikilir. Zengin hanımlar altın para yastığına saçar, fukaralar diğer parayı kat içine sarar, başı ucuna bırakır ve anneye 1 tepsi pide götürülür.

Para özelliğine, gelini baba evinden alır iken de rastlarız, ayakkabı – kalsun - “büyükçe” gelir ve para ile tamamlanır, annesi başı üstünde iğne kırar, damadın evine girince kaynana yine para ve buğday saçar.

Çok ilginç bir hadise de var bebek Molitvasında – fal hadisesi. Eğer bebeğe saçılan, katta sarılı paralarda toprak, taş, keçi kılı, bez parçaları vb de bulunmakta olur ise, eski inançlara göre ya bebeği toprak altına gömülmesi, ya taş gibi sağlam olması, ya başarısız ailede büyümesi ifadeleri verilir.

Giyim kuşam, baştan ayağa kadar, bebeye ve anneye iki dünür tamamlar.

Bizim Türk Fatma, Böbek gezesi’ne davet eder. Bebeğin koluna, şapkasına mavi boncuk takılır. Ayrıca burada da 1 baş sarımsak, sol omzuna gömleğine dikilir.

Hediyeler de bebeğe elbise, anneye tatlı. Elbiseler de cinsine göre, çocuk mavili, kız bebek pembeli renklerden oluşur. Beyaz çarşafa dikilirler, evin avlusunda serilir.

Bebek 6 aylık olunca bebek kınası da kutlanır.

Pomakların eski inançlarında çok ilginç bir hadiseye de rastlarız. Bu da Yecüç ve Mecüç hadisesi: küçük çocukları bu şahıs ile korkutmak. “Ye oğlum ye, yemezsen Ciço Meciço gelir alır yemeğini, doymazsa seni de alır.” Ve diğer köylerde de Yecüç ve Mecüç tayfası söz konusudur. Onlar çok uzakta, dünyanın bir ucunda büyük sularda yaşadıkları tahmin edilir. Kim onları görür, korkudan düşer, ama en çok bebeklere zarar verir, hamile kadın bebeğini kaybedebilir vb.

Türkler arsında bu şahıs İslam hikâyelerinde rastlanan bir hadisedir ve Ahır gününde Magreb ve Maşrep yerinde bir araya gelmeleri söylenir.

Bu konuya tekrar dönmeliyiz.

Dini konularında, Pomak her zaman olduğu gibi, dinini korur, çok ciddi hizmet yapar, inancına karşı her çeşit gösterişten uzaktır.

Yemek hadiselerine gelelim: Pomakların Türk mutfağından çok daha değişik yemekleri var. Patatnik – çiğ patatesten hazırlanmış pide. Lyu ariz (ekşi pirinç) – erik hoşafın suyunda kaynatılmış pirinç, tatlı bir yemektir. Klin - tereyağlı, sütte kaynamış pirinç, bol bol yumurtalı börek çeşidi. Kurbanlok - kurban eti altına ekmek parçaları dizilir ve kaynayan et ile soğan üstüne dökülür. Karışık, göje – tane fasulye ile mısır çorbası. Maçkan (keşkek) – hususi buğday ve koyun eti ile olur ve bazı yörelerde Bebek mulitvasına Maçkan denilir. Pitena kaşa, kaçamak - çok meşhur mısır unundan, bol bol yağ, sızdırma, peynir ile Rodop yemeği. Folklorda da yer almıştır). Kurtmaç – ilk koyun sütlerinden tuz ile uzun zaman karıştırarak kaynar ve koyulaşır çorba şeklide. Matan - kaşeri ayırmadan önce dövülen sütten koyu bir ayran. Ayrıca daha çeşit çeşit yemekler hala yemek listelerinden düşmemişler.

Ayrıca yer üzerinde yaban meyvelerden de yararlanır. Meşhurdur langür - meyve suyu, yalamak. Yalamak 15-20 yıllık ak çam ağaçların kabı altına tatlı, bala yakın lezzeti, ince bir damardır. Ondan fazla almamalı, çünkü sarhoşlatma özelliği var.

Pomak evine gidersin, oturur oturmazın bol bol yemekler sofralara dizerler. Hiç önemli değil günün hangi saatleridir. Türklerde kahve, lokum, helva diğer saatlerde.

Pomak misafirliğe gider, hediyesi un, pirinç, tuz, fasulye olur. Türk misafirliğe gider hediyesi lokum, kesme şeker, helva olur.

Pomak evleri, tepelerde, yamaçlarda Üç, dört kat yükseklikte, yol gitmeyen yerlerde. Bunu da nasıl yorumlayabiliriz?

Onlara ait her bir konuda değişik, farklı ayrıntılara rastlarız.

Ben Pomak konusunda baştan daha söz ettiğime göre, kitaplara dayanarak bu grubun etnik kimliği konusunda bilgi almış değilim. Bunu, diğer araştırmacılar, bilim adamları da yapamamış gözüküyor.

İlgimi ve dikkatimi çeken, düşündüren, hayatlarında hala korumuş olan delillere rastlamak. Bunu da bir Seyahat kitabında buldum. Uzun zaman meşgul oldum – İbn-i Fazlan’ın kuzey Kara deniz, İdil nehrin bölgesinde gezileri ve notları.

Tabi ki, o, 921-/22 yıllarında 150 Türk hanlığın varlığı söylenir. Özbekler, Hazarlar, Peçenekler, Ruslar, Bulgarlar, Karluklar, Kimyaklar, vb. Benim ilgimi çeken Bulgar hanlığı ziyareti.

Baştan onlara şöyle bir isim takmış “Sakalibye. Bu sözcük ile Bulgar sözcüğü arasında uyum göremedim, bulamadım. Arap kökenli Fazlan’ın telaffuzunda bu tek söz müdür, yoksa iki sözcükten oluşan mı? Sağ kalibye yön anlamı, sağ kalibye – sağlık anlamı. Ebu Dülef ise onlar “Islavlar” olduğunu zikreder.

İkinci olay: bu kabilenin misafir perverliği, ekmeğe ve ete düşkünlüğü. Pomaklar, Bayram, düğün günlerinde gözde takdim eden yemeklerin biri de ekmekli ettir. Kendi suyunda kaynamış et sahanda dizili ekmek parçaları üstüne dökülür.

İbn-i Fazlan, Bulgar denilen kabilede para saçmalarını da anlatır. Pomaklar’da para saçması bebek Molitvalar’nda görüyoruz, gelin olaylarında da her fırsatta para saçılır.

Birkaç alıntıdan söz edelim ve karşılaştırmalarla açıklayalım.

Alıntılar:

“Onların, çok yeşil, şarap sirkesinden daha ekşi bir elmaları var. Kızlar yeyince semizlerler.” Günümüze dek ekşi elma düşkünlüğü hala bilinir. Ekşi elmadan yapılan “langür” meşhur kış içkilerinden biridir ve onların ifadelerine göre “içince insanın vücudu dinçleşir”.

“Onlar bu ağacın gövdesinin bir yerini delip, bu kısmın altına bir kap yerleştiriyorlar. Bu delikten kabın içine baldan daha tatlı bir mayı akıyor. İnsan bundan çok miktarda içerse şarap gibi sarhoş ediyor.”

Buna hala „yalamak suyu” denir. O, daha önce söz etiğim gibi tatlı ve az miktarda alınır. Dedemin sayesine çocukluğumda ben de yalamak çıkardığım oldu.

“Yiyeceklerini saklayacak yerleri yoktur. Ancak kuyular kazıp yiyeceklerini bunlara koyabilirler.” Geçen asrın 70-li yıllarına kadar bu tür kuyular hala kullanmaktadırlar. Onlara “ropka” denilir, içinde patates ve diğer yedirgeler muhafaza edilirdi. Ropkalar yarı kışa kadar açılmazdı. İçinde olan malzemeler tendürüz ve sağlam durumdalar.

“Herkes diz çökerek oturur.” Pomaklarda bağdaş oturmaya hemen hemen rastlanmaz. Hele o, Bayram misafirliklerinde diz çökme alışkanlığı olmayana gülerler. Sağ ya da sol yanına yayılmaya da gülerler. Bir de misafir giden elinde kendi terliğini de götürür.

“Hata ile öldürürse, öldüren için kayın acından bir sandık yaparlar. Katili içine koyup, yanına üç somun ekmek, bir testi su bıraktıktan sonra çiviler ve üç ağaç arsına asarlar: “biz, onu yer ile gök arasında bırakıyoruz. Güneş ve yağmura maruz kalsın. Belki Allah acır da kurtulur” derler.

Benim açıklamam bir lanet ile bağlantı olmasına eminim: (Dano vremyesu i veteron da ta vaskatyot!) İnşallah zaman ve rüzgâr hakkından gelir!

Son alıntı da kocaman, akla zarar şahıs - Yecüç ve Mecüç.

“…onu gören her çocuk ölüyor, her hamile çocuğunu düşürüyor… Adamın kemikleri, kafatası ağacın dibindeydi. Başına baktım, kocaman bir kazan, arı kovanı gibiydi…”

Dip not açıklamasında: Ye’cuc ve Me’cuc Kur’an ve Tevrat’ta da geçen kavmin kimleri olduğu ve yurdu hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır… Ebu Hamid el-Endelüsi de Bulgar ülkesinde Ad kavminden bir dev gördüğünü söyler.”

Bu güne dek Yecüç ve Mecüç hala Pomak halkın arasında inanç ve korkutucu hali ile yaşatılır. Örneğin: “Ye oğlum, ye! Yemezsen Ciço Meciço gelecek, yemeğini alacak seni de alacak.” Diğer köylerde de “Yеcüç ve Mecüç tayfası her zaman gelebilir” ifadesi kullanmaktadır. (Zmeitsa, Barutin, Çavdar, Kasıka köyleri.)

Derbend- Nameh’de de söz edilen Bulher yöresinde üç devletin varlığı söylenir Rus, Yadjudj ve Madjudj.

Şu şahıslara Smolyan Pomak halkı arasında varlığına rastlıyoruz. Anı:

“Ciço Meciço sa loşoty. Mlog izet davat na lyudkovese. Nöy sam gi vidvala, ama dumet çi, ga ti pustöt roka na yedenesu, sufruna ti sa apraznuva i tögliş izet. Ot nanka sam çuvala, çi bez duvo haram e da sedaş da sa hraniş. İ ga rediş sufrona adna lıitsa turyaş poveçe – oti da gi ni razsordiş.” Binka Bilyanska, 1987 yılı Kaptaj mahallesi.

Kalibeladan kalma bizim Smolyan’da Pomak dünürlerin çayırında mezarlıklar bulunmaktadır. O yere Padalo denir, insan kösteklenen yer. Yerli halkın hatıralarına göre, çok eskiden 2-3 metrelik insanlar yaşarmış. Bir birini görünce selamlama söyle olurmuş: “Selam, bu gün düşmek ile nasılsın?” Ve o arada en çok düşenler olduğu için ismi de Padalo kalmış. O, yüksek insanların 2-3 metrelik mezarları hala ablamın çayırında bulunmaktadır.

Sonuç:

Resmi Bulgar kaynaklarına bakılırsa onlar Hristiyanlıktan dönmüş Bulgarlar’dır ve bu tezi kanıtlamak için 130 kusur zamandan beri delil toplamaktalar, baskı uygulamaktadırlar. Yunana gelelim, aynı yöntem onların makamları tarafından da yapılmaktadır. Türkiye’de kendilerinden olduğu görüşünü savunmaktadır. Bu tür çıkışlara Makedonya ve Sırbiya’da da tanık olmaktayız.

Pomakların kendilerine mahsus açıklamaları vardır. Bu da değişik Pomak araştırmacıları kendilerinin Arap, Trak, Slav, Türk Bulgar vb. boylarından geldiklerini ispatlamaya çalışmaktadır.

Hal böyle iken, yapılması gereken nedir? Konu ile ilgilenen tüm devletlerin bilim adamları bir an önce bir araya gelmeli ve çok yönlü araştırmalara gidilmeli. Bu araştırmalar kabine ortamından çıkarak, bu gurupların oturdukları yerlere gitmelidir.

Genel sonuç:

Dünyamızın Çağdaş döneminde en büyük kaybı olan Manevi değerlerin kaybolması, azalması, arka plana alınmasıdır. Bu açıdan, her devlet azınlıkları büyük guruplara ilave, asimile etmek değil, onların özelliklerini koruma altına alarak kültürlerini ayakta tutmak, geliştirmek, mecburu altındalardır.

(Bu araştırma genellikle Orta Rodoplar’da Smolyan ilinde yapılmıştır.)

ü  Yayın Tarihi30.09.2012

ü  Alıntı Emel Balıkçı-Şakir

İlginizi Çekebilir

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun. :)

İstanbul ve Anadolu’da bunlar olurken Osmanlı Devletinin parçalanması ve paylaşılması görüşmeleri Paris Konferansı’nda Sevr kasabasında sürüyordu. Ankara hükümeti Anadolu
Devamını Oku...

Arnavut İnadı…

Arnavut dostlarımızın engin hoşgörüsüne sığınarak... Arnavut inadı meşhurdur… En azından söylemde, bu, böyle bilinir… Ben de bugün şahit olana dek söylenenin sadece sözde
Devamını Oku...

Hoşgeldiniz Kış Amca :)

Bugün 1 Aralık 2016. Nedense ben kışları sevmişimdir, benim için kış içe dönüş, insanın kendisiyle konuşması her şeyden evvel kendisine ayıracak zamanı iklimin ve çevrenin
Devamını Oku...

İnsanlığın en utanç verici görüntüsü açlıktır.

Doğan Kuban’ın Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 23 Eylül tarihli 26. sayısında yayınlanan ve çok ses getiren “Anayasamızın ilk maddesi olmalı: Kimse aç bırakılamaz!”
Devamını Oku...

Orta Asya ve Çin

Metin Aydogan […1923 yılında, Çin’in kuzeyinde yer alan Scarauso-yol’da yapılan kazılarda, Çin Türk ilişkilerinin geçmişini aydınlatan önemli bulgular bulundu. ‘Geç Yontma
Devamını Oku...

Qing Hanedanı, Kangxi Dönemi Kapaklı Kavanoz

Kangxi; 4 Mayıs 1654 Yasak Şehir - Pekin'de doğmuş ve 20 Aralık 1722 Pekin'de hayatını kaybetmiştir. Eser; ana beyaz renk üzerine ateş kırmızı işlemeli çerçeveler içinde ağaç
Devamını Oku...

Bir yere iki mükemmel insan çoktur. Bir mükemmel insan ise azdır

Bir yere iki mükemmel insan çoktur. Bir mükemmel insan ise azdır. En iyisi bulunduğun her yerde bir buçuk mükemmel insan olmalı. Nasıl mı olacak? Kendini yarı mükemmel, karşısındakini
Devamını Oku...

Türklerin Kur'an tercümesi ise sadece bir tercümedir

Kur'an-ı Kerim'in artistik nesir, seciyeli nesir dediğimiz bir stili vardır. Çevirilerde işte bu stili yakalıyorlar. Türklerin Kur'an tercümesi ise sadece bir tercümedir; ilmi bakımdan
Devamını Oku...

Cumhuriyetçi Birlik Platformu

Mustafa Kemal’in gerilla savaşıanlayışı, her konuda olduğu gibi özgündür ve Türk toplumunun ekonomik-siyasi yapısı, gelenekleri ve tarihsel birikimiyle
Devamını Oku...

Türk Sözünün Kökeni

Yalnızca Batı (Avrupa) Türklerinin kendilerine verdikleri bir adlandırma olan Türük adı ilk kez Traklar’da tam bir söyleniş olarak görülmektedir. Türük büyük, ulu, güçlü, iyi ve
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7667 Toplam Görüntülenme: 3729723

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı