Atatürk Büyük Zaferi Bir Gece Bize Nasıl Anlattı?

Alıntı: Levent Karaşin

Kaynak: Ali Naci Karacan'ın bir hatırası:

Yıllarca evvel, bir gece, Ankara'da, Çankaya'da, bizzat Gazi Mustafa Kemal'in, o muazzam galibiyetin nasıl hazırlandığını, nasıl gerçekleştirildiğini, kendine mahsus o harikulâde konuşuşu ile bize anlatışını hatırlıyorum. Geç vakit, sofrasından ayrıldıktan sonra, anlattıkları henüz hafızamda bütün tazelikleriyle diri ve canlı iken nasıl olup da söylediklerini bir tarafa not etmedim? Bilmiyorum. Fakat, aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, o harikulâde geceden birşeyler bulmak emeliyle hafızamı zorladığım zaman, onu, Çankaya'daki büyük salonun ortasındaki sofranın başına oturmuş, etrafında davetlileri, enerji dolu o güzel yüzü ve irade dolu o yeşil gözleriyle, iki elini masanın üzerine dayamış, parmakları arasında sigarası, sanki daha dün gece sofrasındaymışım gibi, bütün çizgileri, renkleri, hattâ ifadeleriyle olduğu gibi gözlerimin önüne getirebiliyorum.

Çankaya'daki Gazi Mustafa Kemal'in sofrasındayız. Vakit gece yarısını epeyce geçmiş. Atatürk'ün neşeli bir gecesi. Sofrada on kişiyiz. Meclisin havasından bunalmış bir halleri var. Galiba rahmetli Nuri Conker'le, yine kumandanlık mevzuu üzerinde şakalaşırken, söz tarihteki büyük kumandanlara intikal etti ve davetlilerden birinin 30 Ağustos zaferini ileri sürmesi üzerine, Gazi, bir an durarak ve sanki bütün o hadiseyi kesif bir halde yaşayarak, birden, zaferi hikâyeye girişti. Gerçi:

- Size zaferi anlatayım...

Dememişti. Konuşma, döne dolaşa o bahse intikal edince, Atatürk, birdenbire, sözün getirdiği her hangi bir mevzudan bahseder gibi, 30 Ağustos zaferini de öyle alelâde bir hadise gibi anlatmaktaydı:

- Mecliste ve halkta düşmanı Anadolu'dan söküp atmak hususunda artık şiddetli bir sabırsızlık göze çarpıyordu. Vatan toprakları üzerinde istilâ ordularının zülmüne, tahakkümüne milletin tahümmülü kalmamıştı. Bununla beraber acele etmiyordum. Her ihtimali hesaba katarak, hiçbir noktayı tesadüfe bırakmayacak şekilde hazırlanıyordum.

Tertiplerimizi tamamladıktan sonra ilk tedbir olarak Anadolu ile hariç arasındaki seyrüsefer kesildi ve muhabere vasıtaları sıkı bir kontrol altına alındı. En küçük bir haberin dışarıya sızmamasına gayret ediliyordu. İçeride ne yaptığımızı dışarının bilmemesi, öğrenememesi lâzımdı.

Cephe boyuna yığılmış orduları, gece yürüyüşleriyle, muayyen bir noktaya teksife uğraşıyorduk. Günlerce süren harekât - düşman farkına varmaksızın - muvaffakiyetle başarıldı. Bir çok noktalarda düşmanın karşısı büyük mikyasta boşaltılmış, boşaltılan kuvvetlerin hepsi düşmana çok üstün bir silâh kudreti halinde onun canevine doğru istikamet almıştı.

Bir taraftan ordular bütün ağırlıklarıyla yer değiştirirken, ben, daima Ankara'da, Çankaya'da idim.

Taarruzdan bir hafta kadar evvel, düşmanı büsbütün gafil avlamak için, Anadolu Ajansı ile, ecnebi mümessillere Çankaya'da bir çay ziyafeti vereceğimi ilân ettirdim ve bu haberi dışarıya aksettirdim. Maksadım, Ankara'dan cepheye hareketimi gizlemekti. Bu suretle, herkes beni Ankara'da ecenebi mümessillere çay ziyafeti veriyor zannederken, yaverlerimi yanıma aldım ve Ağustosun yirmisinde Ankara'dan cepheye hareket ettim...''

Atatürk bu başlangıçtan sonra bize cepheye varışını, Fevzi ve İsmet paşalarla görüşerek askerî vaziyetin artık taarruza müsait kıvama geldiğini müşahededen sonra taarruz tarihini kararlaştırışını, son talimatın verilişini ve 26 Ağustos şafak vakti taarruz emriyle beraber nasıl hücuma geçildiğini, şimdi tamamen hatırladığım bir çok tafsilâtla, eşsiz bir destan gibi anlatıyordu. O gece, Çankaya'da, sofrada, bir edebî teşbih olsun diye söylemiyorum, gerçekten tarih dile gelmişti.

Gazi, zaferin elde edileceğine daha ilk taarruz gününün akşamı hükmettiğini ve bir kere bu hükme vardıktan sonra müteâkib harekâtı hep düşmanın büyük kısımını imha etmek maksadına göre sevk ve idare ettiğini söylüyordu.

Koca Çimentepe'den harekâtı takip eden Gazi Mustafa Kemal'in, gözleri önünde cereyan eden ve kendisinin de dehşetini tasdik ettiği tablo şuydu:

- Düşman dört taraftan sarılmış, evvelâ top ateşi altında ezildikten sonra süngü hücumlarıyla bütün mevcudunu Anadolu toprağına gömer vaziyet gösteriyordu. Bu müthiş manzarayı gördükten sonra, mecbur edildiğimiz bu harbin düşman için ne korkunç bir cehennem halini almış olduğuna hiç şüphem kalmadı. Bu vaziyet karşısında tereddüt etmedim ve ordularıma Akdenize yürüyün emrini verdim. Zafer elde edilmişti!''

Gazi Mustafa Kemal, bize büyük zaferin tablosunu bu yazdıklarmla kıyas edilemeyecek kadar güzel, çok canlı bir şekilde anlatıyordu. Büyük kahraman, 30 Ağustos Meydan Muharebesini sanki alelâde bir hadise naklediyormuş gibi sükûnetle, çok tabiî bir halle naklediliyordu. Ara sıra ikinci derecede hadiseler üzerinde duruyordu. Bazan tenkit ediyor, bazan alay ediyor, bazan takdir ediyor, 30 Ağustos Zaferi adını verdiğimiz eşsiz menkıbeyi, tarihin anlatabileceğinden ve yazabileceğinden çok daha mükemmel şekiller ve renkler içinde, çünkü olduğu gibi, çünkü yarattığı gibi, çünkü kendi gözleriyle gördüğü ve kendi duyuşuyla duyduğu gibi anlatıyordu. Tarihi, tarihi yaratanın ağzından dinliyorduk. Bu, hiç şüphesiz, hayatımızın en büyük talihi, erişilmez bir mazhariyetiydi.

Vuzuhla hatırlıyorum: Derin bir heyecan içinde, hepimiz, sanki kalıplaşmış, donmuş vaziyette, susmuş, gözlerimiz hayranlıkla yüzüne çevrili, daha anlatsın diye bekliyorduk.

Bir an durduktan sonra birden yüzünün ifadesi değişmiş ve menkıbenin bu sefer başka bir sayfasını çevirmişti.

- Bu müthiş tabloyu gördüğüm günün akşamı, karargâhtaki odamda vaziyeti takip ederken, şu haberi getirdiler: Yüksek rütbeli bâzı Yunan subayları esir edilmiş. Bunlar, Yunan yüksek kumanda heyetine mensup olduklarını söylemekte imiş. Bu haberi zaten bekliyordum. Derhal Yunan kumandanlarının getirilmesini emrettim. Az sonra, yorgun, bitkin bir halde, General Trikopis ve diğer generaller karşıma getirildi. Yunan ordusu Başkumandanına misafirim olduğunu söyledim ve bir arzusu olup olmadığını sordum. İlk sözü, karısına berhayat olduğunu bildirmek üzere Atina'ya bir telgraf çekmek müsaadesini istemek oldu. Arzusunu yerine getirdim ve sonra kendisiyle taarruzumuza ait harekât üzerinde görüştüm. Verdiği cevaplardan hazırlıklarının asla farkına varmadıkları, tamamen gafil avlandıkları belliydi. Kendisini teselli ettim. Napolyon gibi en büyük kumandanların bile meydan muharebeleri kaybettiklerini söyleyerek müteeessir olmamasını söyledim...

 

Kaynak: 30 Ağustos Hatıraları, Dizgi-Yayımlayan: Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A. Ş. Baskı: Çağdaş Matbaacılık ve Yayıncılık Ltd. Şti. Ağustos 2000 Nurer Uğurlu başkanlığında bir kurul tarafından hazırlanmıştır.

İlginizi Çekebilir

Atatürk'ün Ölümü İle İlgili Şüpheler

1947’DE haftalık Akın Gazetesi’nde “Selime Seden” imzasıyla makbule hanım ile yapılan söyleşi: — ''Size Atatürk’ün son günlerine ait hatıralarımı anlatırken, içimde
Devamını Oku...

Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal'le Mülakat...

Şişli: 28 Mart 1918 Buraya kadar konuşmamızı sessiz durumda dinleyen Yüzbaşı Cevat Abbas (Gürer) Bey, Paşa'nın yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle: -"Bu şarapnel
Devamını Oku...

6 Mayıs 1915

6 Mayıs 1915. 2. Kirte muharebesini yapıyoruz. Düşman Seddülbahirde taaruza geçti. 40.000inin üzerinde bir güçle saldırıyor. İki gün süren çatışmalarda düşman 7000e yakın kayıp
Devamını Oku...

19 Mayıs 1915

19 Mayıs 1915. Ayni zamanda bir başka yılın 19 Mayıs'ı son Türk devletinin kurucu babası gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk bugün sabah Samsun'da kıyıya çıktı. Ordu müfettişi olarak
Devamını Oku...

“Türklere Karşı İlk Kez Tank Kullanılması”

8 Ağustos 2016 Yeni Bir Silah Olan Tankların Türklere Karşı Kullanıldığı İlk Muharebeler Türk askeri yeni bir silâh olan tank’la ilk defa İkinci Gazze Muharebesi sırasında
Devamını Oku...

"Türkiye Devleti'nin Başkenti Ankara şehridir."

13 Ekim 1923 Büyük Millet Meclisi'nde Ankara'nın hükümet merkezi olmasına ilişkin kanun teklifi kabul edildi. Ankara'nın Yeni Türk Devleti'nin merkezi olduğuna dair Kanunun kabul
Devamını Oku...

11 Mart 1915

11 Mart 1915. Düşman gece motorlarını alçak seste çalıştırarak Çanakkale boğazının ağzına kadar geliyor. Ve mayın taraması yapıyor. Bizde sesleri toplayan gramafon benzeri bir
Devamını Oku...

Biz, hiçbir zaman mevkii iktidarda kalacağız diye iddiada bulunmadık!

  Alıntı: Levent Karaşin Serbest Fırka günleriydi. Genel Sekreter Hasan Rıza, olan biten olaylar hakkında memleketin çeşitli yerlerinden gelen telgrafları Gazi’ye sunmuştur. Gazi bu
Devamını Oku...

"Ordu Komutanı, yanılgılarını kapatmak için suçu bize yüklüyor."

Atatürk diyor ki ''Baylar, her başarısızlığın sonunda, birtakım dedikoduların yayılması beklenmelidir. Gediz Savaşından sonra da, genel durum acıklı bir görünüş alınca, her yerde
Devamını Oku...

Ünlü Mimarlarından 'Hans Poelzig', 'Brauhaus De Groot've 'Bruno Taut’un' Türkiye’ye anıları…

Cevad Memduh Altar Anlatıyor: ''Ben o tarihlerde, Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanı rahmetli Cevat Dursunoğlu’nun Dursunoğlu’ya Büyük Cevat, bana da Küçük Cevat
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7667 Toplam Görüntülenme: 3682610

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı