Anadolu'da Tükenen Bir Kültür Yörüklük

Sabri Çakır: Anadolu'da Tükenen Bir Kültür: Yörüklük

Prof. Dr. Sabri Çakır

[© Sabri Çakır – Kanal Kultur] - Giriş

Toplumların kültürlerinin kendine özgü özellikleri vardır. Bir toplumun birbirinden ayrı bölgelerinde yaşayan toplulukların / halkların bile kültürleri farklılıklar gösterir. Aslında, kültürleri birbirinden ayıran etmen de bu özgünlüktür. Hiçbir kültür katışıksız / saf ve özgün haliyle sürekliliğini koruyamaz.

Bu bağlamada kültür doğan, yaşayan, etkileyen, etkilenen ve değişen dinamik bir olgudur. Sosyo-kültürel sistem, kendi alt yapısına uygun olarak gelişir. Sistem, içinde bulunduğu bireyleri sistem doğrultusunda etkilemeye, eğitmeye ve kişiyi sisteme uydurmaya çalışır. Kişi ile sistem arasındaki bu başı ve sonu belirli olmayan ve sosyo-ekonomik yapıdan kaynaklanan bu dönüşümlü etkileşim kültürel süreçleri ve buna bağlı değişmeleri oluşturur.

Değişmenin olmadığı bir insan topluluğu, aile, birey ve grup düşünülemez. Öyle ise neler değişiyor? Bu soruya karşılık olarak, tarihçiler uygarlığın, sosyologlar toplumların, kurumların, yapı ve işlevlerin, kısaca toplumsal sistemlerin, biyologlar insanın, antropologlar ise yukarıdaki olgu ve kavramların tümünü içine alan kültürün değiştiği yanıtını vermişler, fakat değişen bu şeylerin, ne'liğini tanımlamakta yeterince başarılı olamamışlardır.[1] O zaman, çok kısa olarak ve şimdilik değişme dediğimizde kişinin, grubun, topluluğun, toplumun maddi ve manevi (sosyal) yaşayışında; doğal ve sosyal düzeninde oluşan bir süreç anlaşılır.

Dedegül dağındaki Gözetleme

Kulesinde Karahacılı aşiretinden

Bir Yörükle görüşme (Temmuz 2006)

Değişme, çevreye ve ortama uyma ya da çevre ile çatışma halinde bulunan dinamik bir güçtür. Genel olarak değişme iki açıdan ele alınmıştır: Birincisi, sosyal yapıda, sosyal kuramlarda ve bu kuramlar arasındaki değişmeleri kapsar ki bu sosyal değişme diye nitelenir. İkincisi de bir topluluğun / toplumun var olan düzeninin bir tipten başka bir tipe geçmesiyle ilgili olan kültürdeki değişmedir. Bu anlamda kültür değişmesi; bir toplumun / topluluğun siyasal, sosyal ve yönetsel kurumlarında, toprağa yerleşme ve iskân şekillerinde, inanç, düşünce, bilgi, eğitim sistemlerinde; toplumsal hukuk ve yasalarında; maddi alet ve araçlarında, bunların kullanılmalarında, ekonominin dayandığı üretim ve tüketim maddelerinde oluşan değişmeleri kapsar.[2]

Bu yaklaşıma / kurama göre uzun zamandan beri düşünüp araştırmak istediğimiz "Yörüklük" olgusu, "Yörük" diye nitelenen toplulukların günümüzdeki yayla yaşamları, etkileri, özlemleri ve yerleşik yaşamdaki sosyo-kültürel değişimleri bu makalede ele alınıp değerlendirilecektir. Araştırmanın alanı, Konya / Beyşehir-Isparta sınırları içinde bulunan ve "Anamas yaylası" olarak adlandırılan bölgedir. Araştırmanın verileri; bu bölgede Dedegül dağı eteklerinde, ormanlık içinde kendilerini "Yazlıkçı" olarak isimlendiren ve hayvancılık yapmayan, eski alışkanlıklarını sürdüren yerleşik Yörükler, Dedegül dağı üzerinde bulunan Karagöl'ün çevresindeki yaylalarda, giderek sayısı azalan Karahacılı Yörükleri ve Anamas Çayır yaylasında Karakoyunlular aşiretine mensup Yörüklerle yaptığımız kısa süreli gözlem ve görüşmeler sonunda ortaya çıkmıştır. Özellikle Anamas Çayır yaylasında yarı-göçer yaşamlarını hala sürdüren ve çoğunluğunun yerleşik hayata geçtiği Antalya / Serik ilçesi sınırları içindeki Yukarıkocayatak köyü / kasabasında yaşayan Yörükler, bu araştırmanın görsel odağını oluşturmaktadır.

Bir Olgu Olarak Yörüklük

"Ekin ekme eğlenirsin

Bağ dikme bağlanırsın

Çek deveyi sür koyunu

Bir gün olur Beğlenirsin." [3]

 

Çayır yaylasında bir Yörük çadırı

Anadolu'da konargöçer bir yaşam süren ve ekonomileri / üretimleri hayvancılığa dayanan yarı-göçebe Türkmen topluluklarına Yörük, sürdürülen yaşam biçimine de Yörüklük denilmektedir. Her iki sözün, yöreden yöreye değişebilen anlamlara geldiği çeşitli kaynaklarda vurgulanmaktadır.

Ülkemizde Yörüklerle ilgili kuramsal temele ve uygulamaya dayanan ve en tutarlı çalışmalardan birisini yapmış olan M. Eröz'e göre "Yörük: 'Yörümek' fiilinden yapılma, Anadolu'ya gelip yurt tutan göçebe Oğuz boylarını (Türkmenleri) ifade eden bir kelimedir... Birçok eserde 'Yürük' şeklinde yazılması büyük hatadır (…) Bu kelime sıfattır; aslı da 'yüğrük' dür. Kelime sıfat halinde ileri, medeni, bilgili, cins ve halis manalarına gelir."[4] "Hiçbir Yörük, bu kelimeyi yürümek manasında kullanmaz. Eğer bu fiili anlatmak isterse, 'yürüdüm' demeyip 'yörüdüm' der. Zaten 'Yörük' her iki kelimeyi de bilir. Fakat 'Yörük' kelimesini isim, 'Yürük' kelimesini de sıfat halinde kullanır.[5] "Yörük" sözünün yürümekten, koşmaktan gelmediği, bunun yerine 'göç' sözünün kullanıldığı daha sonraki araştırmalarla da belgelenmiştir. İster göçer, isterse yarı-göçer olsun Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da göçer aşiretlerde, Karadeniz bölgesinde yaylacılık yapan topluluklarda "göç" sözünün her eylemde kullanıldığı görülmektedir. Örneğin "göç hazırlığı", "göç başladı", "göç yüklendi", "göçe katıldı", "yaylaya / yayladan göçtü", "göç döndü" vb.[6]

Buna karşın "Yüğrük kelimesinin kabiliyetli, dirayetli, cesur manalarına geldiğini biz de müşahede ettik. (…) Bütün Yörükler, bu kelimenin 'yörümek' fiilinden müştak(= türetilmiş) olduğunu söylediler. Bize göre (göç) kısmi hareketi, (yörümek) umumi, bütün hayat boyunca yapıla gelen fiili (=eylemi) gösteriyor."[7] Yine bir başka kaynakta Yörük sözü" göçebe, dağlı, çok ve çabuk yürüyen, iyi yol alan, eskiden Yeniçeriye katılan yaya asker, Anadolu ve Rumeli'de hayvancılıkla uğraşan göçebe Türkmenlere verilen addır."[8] diye tanımlanmıştır.

Çayır yaylasında görüşme yaptığımız

Karakoyunlular aşiretine mensup bir Yörük kadını

Bu kısa analizden sonra Anadolu'da, Ege kıyılarından başlayarak Toros dağlarının kuzey ve güneyine dağılmış biçimde, Konya-Karaman, Isparta-Burdur yörelerini de kapsayan Göller bölgesinde ve Kahramanmaraş-Gaziantep sınırlarına kadar uzanan geniş bir coğrafi alanda yaşayan ve geçimlerini hayvancılıktan / sürüden sağlayan ve giderek toprağa yerleşmiş olan Türkmen topluluklarına "Yörük / Türkmen" denildiğini söyleyebiliriz.

"Cenupta Türkmen Oymakları" (1932) adlı 5 ciltlik araştırmasının önsözünde Ali Rıza Yalgın, Güney Anadolu Türkmenlerinin bölgeye yerleşmelerini şöyle açıklamaktadır:

"Türkmenler bu bölgeyi 200–250 sene önce benimsemişler. Sonraları bir kısmı hükümetin nüfuz ve baskısıyla buraya zorla yerleştirilmişlerdir.

İki buçuk asır önce güneye yerleşmeye başlayan Türkmenler o günden bugüne kadar ırk ve oba teşkilatlarını korumak suretiyle bütün adet, gelenek ve inançlarını titizlikle sürdürmüşler, hatta yerleştikleri bölgede kendi adet ve inançlarını yaymayı başarmışlardır.

Türkmenler 250 seneden beri bu bölgenin içinde dönüp dolaşmışlar; akıp coşan bir sel gibi yerleştikleri yerde daima hareketli yaşamışlar, geldikleri yeri, aldıkları terbiyeyi unutmayarak Anadolu'ya ve Türklüğe bağlılık göstermişlerdir."[9]

Yörüklük ise göç, çadır, sürü, yerleşme (oba / oymak) ve örgütlenme düzeni, üretim-tüketim kalıpları; aile, evlilik, akrabalık biçimleri, giyim-kuşamlarıyla kendine özgü özellikler gösteren bir yaşam biçimini anlatır. Bir başka söyleyişle Yörüklük, konargöçerliği ve hayvancılığı (koyunculuğu) kendine meslek edinmiş; yaşamlarını yayla ve kışlak arasında sürdüren toplulukların maddi ve manevi dünyalarını oluşturan özgün bir kültürün Anadolu'daki betimlenmesi / tanımlanmasıdır. Bu yaşam biçimi, taşıdığı etnik / kültürel özelliklerinden dolayı tümüyle göçebe ya da yerleşik yaşam süren Kıpti, Çingene, Abdal vb. gruplardan, topluluklardan ayrılmaktadır. Yörüklüğün kendine özgü ve gizemli sosyo-kültürel değerleri, her zaman yabancı ve yerli araştırmacıların, bilim adamlarının ilgisini çekmiş, yeniden keşfedilme ve anlaşılma konusu yapılmıştır. Bu konuda çok sayıda zengin tarihsel ve antropo-sosyolojik araştırmalara, kaynaklara sahibiz. Ancak bunlardan gereğince yararlanıp onların yeniden yerleştirilmelerinde, hayvancılığa dayanan üretim tarzlarının daha verimli kılınmasında, dokuma vb. zenatlarının geliştirilip yaygınlaştırılmasında yeni politikalar üretip başarılı olduğumuz söylenemez.

Bir Yörük ailesi / Serik Yukarı kocayatak köyü Anamas Yaylası Yörükleri

Anamas dağları ve yaylarının büyük bir bölümü Isparta'nın yeni bir ilçesi olan ve Yörüklerin yayla hayatında önemli işlevleri bulunan Yenişar sınırları içindedir. Bu bölgeye, yaylalarının çok olması nedeniyle "yaylalar yöresi" de diyebiliriz. 1600–2000 m. varan yükseklikler arasında yer alan Anamas platosu üzerinde, 2000–3000 m.ye kadar yükselen dağ eteklerinde çeşitli isimlerle söylenen birçok yayla mevcuttur. Bu yaylalar, Yunan, Roma ve Bizans dönemlerinden sonra, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de birçok uygarlığa şahit olmuştur.[10]

Yörenin yaylaları ve suları hakkında 1230'larda söylenen şu dizeler, yazınımıza geçmiştir:

"Yer firuze renkli, yemyeşil idi

İçindeki laleler de kan noktalarına benzer

Her yerde gülsuyu gibi pınarlar vardı

Hem ne sulardı bunlar, dirlik suyu sanırdın."[11]

Selçuklular döneminde Türkmen akınına uğrayan bu yerler, Türkmenlere yurt olmuş, Osmanlılar döneminde de yaylalık yapılmıştır.[12] Osmanlı döneminde, Yavuz Sultan Selim tarafından Dulkadir Beyliği'nin 1515'te Osmanlı topraklarına katılmasıyla Anamaslular yöremizde bulunan Anamas dağlarında ve yaylalarında görülmektedir. Öteden beri "İbsahoros" adını taşıyan bu dağlar, Anamaslıların / Karahaculuların gelmeleri ve yaylak edinmeleriyle Anamas dağları ve yaylaları olarak isimlendirilmiştir.[13] Anamas dağlarının çeşitli adlarla söylenen yaylalarında "konar-göçer" olarak nitelenen ve çeşitli aşiretler halinde yaz aylarında hayvancılık yaparak yaşam süren Türkmen / Yörük aşiretlerinin başlıcaları şunlardır: Karahaculu (Anamaslu), Honamlı, Çoşlu, Recepli, Saçıkaralı, Karakoyunlu, Karaevli, Kötekli, Haytalar, Solaklı, Tırtar, Hacıeseli, Eski Yürük (Töngüçlü) vb. aşiretlerdir.[14] Bu aşiretler kendi içlerinde de birçok kola (boya) ayrılmaktadır. Bunların birçoğu ilkbahar aylarında, sıcakların başlamasıyla sürülerini otlatmak amacıyla Antalya sahillerindeki kışlaklarından (köylerinden) gelip, beş altı ay kaldıktan sonra tekrar kışlaklarına dönerler. Ancak, Yörüklük günümüzde de sürdürülmesine karşın önceki göçebelik yaşamını, yoğunluğunu ve kültürünü görmek olası değildir. Bu tükenişi şu dörtlüklerden algılayabiliriz:

"Yere gömülü şu çadır kazıkları

Kuytuda kalmış sırımlı çarıkları

Yarı çürümüş şu yayık sırıkları

Sahibini arar gibi görüyorum.

 

Ayrı düşen devenin bozlayışını

Derde düşen ananın ağlayışını

Aşka düşen aşıkın sızlayışını

Şu yurtlarda duyar gibi oluyorum.

 

Yaylalarda yalnız kalan çam oluklar

Canlılara su veren eşme suluklar

Dolmuş, sazaklanmış kapalı kuyular

Yürüklüğe dargın gibi seziyorum.

 

Bir mevsim yalnız kalan şu kabirler

Hasretle kendinden olanları bekler

Fatihalar ile buluşacak kalpler

Kavuşmayı, göç dönüşünde görüyorum."[15]

Geleneksel giysileri ile bir Yörük kızı ve annesi

Anamas yaylalarında bu gerçeği araştırmak ve günümüzdeki durumu saptamak amacıyla bu kısa alan çalışması planlanmıştır.[16] Bu yaylalardaki Yörük yaşamı, daha önce çeşitli araştırmacılarca ele alınıp araştırılmış olmasına karşın ilgili herhangi bir yazılı kaynağa ulaşılamamış olması, araştırma tutkumuzu bir kez daha artırıyordu. Öte yandan Yörükler gelişen ekonomik ve sosyal konumlarına koşut olarak sahillere yerleşiyor; sosyo-kültürel yapıları, bu yapının bazı ögeleri işlevsel olarak değişiyor; kültürleri "kültür işletmeciliği" biçiminde turizm değeri olarak yaygınlaşıyordu. Bu değişim karşısında, yörede hala yarıgöçer yaşamın sürdürülüp sürdürülemediğini gözlemlemek bu çalışmanın bir başka amacını oluşturmuştur. Ne var ki, bu amaçlara ulaşmak hiç de kolay olmamıştır. Çünkü yüksek yaylalardaki Yörük obaları eskisi gibi kalmamış, sayıları giderek azalmıştı. Yanımızdaki rehberler, yöreden kişiler olmalarına karşın onlar da Yörük çadırlarının nerede olduklarını tam anlamıyla bilmiyorlardı. Tesadüfî olarak rastlanılan ilk Yörük çadırları, Dedegül dağındaki Karagöl yaylasının eteklerinde ormanlık içindeydi. Burada yedi-sekiz çadırda, kendilerini "yazlıkçı göçer" olarak adlandıran, kadın-erkek ve çocuklardan oluşan bir grup barınmakta idi. Bunlar önceleri sürü beslediklerini, bugün ise Milli Park olarak ilan edilen ormanlık alanlarda koyun ya da keçi sürüsü otlatılmasının yasak olması nedeniyle davarcılıktan vaz geçtiklerini, şimdi sadece yayla yaptıklarını söylediler. Daha yukarıda, Dedegül dağındaki (2998 m.) gözetleme kulesinin karşı yamaçlarında, Karagöl yaylasında Karahacılı aşiretinden Yörüklerin bulunduğu şöyle anlatıldı:

"Bu yörede şu anda 15 Yörük çadırı var. Onlar da bu işi zorlukla sürdürüyorlar… Malcılığın eskisi gibi önemi yok. Biz Karahacılı aşiretindeniz. Bu aşiret şimdi Serik- Bucak köyünde yaşıyor. Bu işi ben dört kişi ile yapıyorum. İşimiz sadece besicilik… Çadırlar genellikle Karagöl çevresinde kurulu, oraya ulaşım çok zor, buradan iki-üç saatte çıkılır".[17]

Yöredeki Yörüklerin yayla hayatı ile ilgili ikinci gözlemimizi Anamas Çayır yaylasında yaptık. Isparta Aksu ilçesinin Yaka köyünden, çok dönemeçli ve giderek yükselen bir yolu tırmanarak bu yaylaya çıkılıyor. Yayladaki çadırlar, yol kenarlarında başlamak üzere, obanın bulunduğu alana kadar dağınık ve birbirinden oldukça uzakta kurulmuş. Obanın ya da aşiretin yerleştiği alanda 15–20 çadır var. Ayrıca, yazlık evler de yapılmış… Bir de camileri var, ama namaz kıldıracak imamları yokmuş. Bu gözlemleri yaptığımız 2 Temmuz 2006 günü, obada mevlit varmış… Mevlit sahibinin kayınpederi ölmüş ve tüm çevredeki göçerlere yemek veriyormuş. Aynı yemekten bize de ikram ettiler. Ayrıca burada her yıl haziran ayının 3. / 4. haftasında "Karakoyunlular Yörükler Şöleni" yapılıyormuş. On yıldan beri bu geleneği sürdürüyorlarmış.

Yörük çadırının iç görünümü ve eşyalar

Bu yaylada, yaz aylarını, kimileri koyunculuk, kimileri de yayla yaparak geçiren Karakoyunlular aşiretine mensup Yörüklerin yayla yaşamını ve sorunlarını, yaylanın tarihini iyi bildiği söylenen seksen yaşlarındaki Ali Yılmaz'la yaptığımız görüşmeden daha iyi anlamaktayız… Onunla, yaylanın geçmişini ve olayları, çekingenlik içinde olsa da, bu çalışmanın herhangi bir zararı olmayacağına kendisini inandırdıktan sonra görüşmemiz şöyle devam etti:

"– Evet, Ali Amca, öncelikle size şunu sormak istiyorum. Yörük ne demek?

"– Şimdi efendim, Yörük olan malcı insanlardır genellikle. Tabi bizler buraya Orta Asya'dan gelmişiz... Kuraklık nedeniyle Anadolu topraklarına gelmişiz. Akdeniz sahillerinde yerleşmişiz. Her Yürüğün bir yaylası vardır, yaz aylarında Yörük tabiatı gereği sahillerde duramaz. Biz, yazları bu Anamas yaylasında yaylamışız. Antalya'da, Serik'te, Manavgat'ta koyunlarımızı kışlatmışız. Bizim koyunlarımız, şimdi değişti ama saf "karakoyun"dur. Aşiretimizin ismi de Karakoyunlulardır zaten. Biliyorsunuz, Doğuda 200 sene süren bir devlet kurmuş bu Karakoyunlular[18] Şimdi, tabi o taraftan geldikten sonra Adana-Antalya sahillerine yerleşmişler. Ama kışın o sahillerde bulunuyorlar, yazın da herhangi bir Toros yaylasına çıkıyorlarmış. Bu yaylaların kimisinin mülkiyetini alıyorlar, kimisini de otlak olarak kiralayarak yaylaya çıkıyorlar. Biz de, aşağı yukarı yüzeli senedir buradayız. 1937'de bu yaylayı satın almışız. Ondört köyün üstünde bu yer… Onun için çok geniş bir yayladır burası. Yani ondört köye hududuz, o kadar geniş toprakları var bu yaylanın. Yani bugün Aksu, Yenişarbademli ilçeleri, Yaka, Afşar, Belceğiz gibi köylerle çevriliyiz. Bizim aşiretten 127 kişi bu yaylayı satın almışlar. O zamandan beri bu yaylaya konargöçeriz. Her aşiretin muhtarı vardı. Muhtarlar kim nereye konargöçerse onu takip ederlerdi; bir olay olduğu zamanda onu sorumlu tutarlardı. Bilirlerdi kimin nereye göçtüğünü, hangi yaylada olduğunu. Bu konargöçerlik böyle sürüp giderken, Adnan Menderes, nerede Yörük varsa yerleşsin, otursun emri verdi. Biz Yenişarbademli hududunda olduğumuz için oranın nüfusuna geçtik; toprak verilmedi. Her Yörük yerleşti, kaydoldu… Şimdi bu yayladaki Yörüklerin hepsinin Serik'te mülkü vardır. Bu aşirete mensup herkesin hem mülkleri var hem de bu yaylaya geliyorlar. Bu aşiretin Sarıkeçili, Honamlı, Hayta gibi kolları var(?)

"– O zaman siz buraya nasıl yerleştiniz, yayla arazisi kaç dönümdür?

Araştırmacı çadırda yemek yerken…

"– 1937'de yerleşmişiz, tapusu var. Yaylanın arazisi "hudutlanmadır" Yani tahmini olarak belirlenmiştir. Kaç dönüm olduğu bilinmiyor. Önce de izah ettiğim gibi 14 köyün yukarısındadır. Bu yaylanın sınırlarına hiç kimse tecavüz etmiyor. Biz de onların hududuna tecavüz etmiyoruz. Çünkü önceleri Karakoyunlu aşireti deyince, milyonlarca koyun vardı burada. Şimdi kalmadı, azaldı gitti. Ben şahsen Antalya Serik kazasında oturuyorum ve esnaflık yapıyorum, oradan mülk edindik."

"– Ali Amca, bu yayla da karaçadırların dışında muntazam evler de var, burayı nasıl koruyorsunuz, herhangi bir örgütlenmeniz var mı?

"– Evet, var. Biz burada dernek kurduk… Derneği, 1984'te 7 kişi kurduk. Derneğimizin adı: Karakoyunlu Yayla Yolu Yaptırma Derneği'dir. Serik'te bu "Karakoyunlular Kültür ve Yaşatma Derneği" adını aldı. Bu dernek sayesinde Yaka köyünden buraya yolu dört baharda yaptık. Camimizi yeniledik. Dernek başkanlığı seçiminden dolayı bir grup bizi mahkemeye verdi. Burası orman içi bir özellik taşıdığından yapılan evler kanunsuzmuş. O zaman burada 7 ev vardı. Bu yüzden Aksu Mahkemesi'ne çağrıldık.

Hâkim:

"– Ormana niçin ev yaptırdınız?" dedi.

Ben de:

"– 1937 de burasının tapusu alınırken babam 18 hisse almış, ormana ev yaptırmadık, baba mülküne ev yaptırdık." dedim.

O da:

"– Tapunuz nerede?"

Ben de:

"– Yenişarbademli'de" dedim.

Yaz tatilini yaylada geçiren ilköğretim öğrencisi çocuklar

"Oraya yazı yazdılar, tapu kaydımızı oradan aldılar. Sonra buraya orman, tapu kadastro, kaymakamlık bilirkişisi geldi. Bu bilirkişiler, "Bizim aklımız erdi ereli burası Karakoyunluların mülküdür" diyerek aynı ifadeyi verdiler… Burada orman olmadığını, cami, kabristanlık ve diğer evlerle birlikte yerleşime elverişli olduğunu tespit etmişler. Yani böyle bir rapor tutulmuş ve mahkemeye vermişler ve biz de böylece beraat ettik. Benim diyeceğim bu kadar."

"– Peki, şu andaki durum ne?

"– Şu anda malcılarımız devam ediyor yaylalarındaki faaliyetlerine… Dört ay oturuyoruz burada, Eylüle kadar oturuyoruz… Tabi bazıları yolun bozukluğundan dolayı az geliyor... Yolumuzu kendimiz yaptırıyoruz… Karakoyunlu herkes evini buraya yaptırır. Çünkü yayla Karakoyunluların ortak mülkü. Otlak parası almıyoruz. Sadece dernek yol ve bazı işler için bağış topluyor. Karakoyunlular Yörük Şöleni yapılıyor her yıl... Bu sene de Haziran 25'te onuncusunu yaptık. Caminin bakımını dernek yapıyor, camide imam (hoca) yok. Birisi gelip cuma namazı kıldırıyor…"

"– Bu evinizin tapusu var mı?

"– Var tabi… Ayrıca bunun dışında 650 dönüm arazinin tapusu var. Bu tapu ortak. Atatürk ölmeden önce, 1937 kayıtlarında alınmış.

"– Sizin öteki kollarla ilişkileriniz var mı?"

"– Var tabi, komşuluğumuz vardır. Herkes bir mülk buldu yerleşti.

"– Şu anda Serik'te kaç hane varsınız?"

Çobanlık yapan ilkokul mezunu bir Yörük kızı

"– Karakoyunlulardan Serik'te 1000 hane var. Ayrıca Adana yöresinde de Karakoyunlular var. Biz diğerleri gibi değiliz. Tapumuz yokken bu yayla dışında otlak verdik. Bu yaylada bizden önce "Kuzanlı" Yörükleri varmış. Biz buradan onları çıkarmışız, biraz baskın gelmişiz. Yenişarbademli ile sınır komşusuyuz. Oranın belediyesini de biz yaptırdık (?) Oranın kaza olmasında bizim nüfusumuz önemli oldu.

"– 80 yaşındasınız, bundan sonra Yörüklük ne olacak?"

"– Yörüklük azalacak. Gençler bu mesleği sürdürmeyecekler… Ama biz gene de sürdürüyoruz. Yaylamızı korumaya çalışıyoruz. Bizim bir adımız da "Manavgat Obası"dır. Bir de "Gebizli Obası" vardır. Onlar başka yerlere giderler. Eskiden Ağustos'un 15-20'sinden sonra güzleğe inilirdi. Çünkü develer oradaydı. Böylece bağlayalım."

Biz de:

"– Çok teşekkür ederiz Ali Amca, sağ olun" diyerek görüşmemizi bitiriyoruz.

Sırtında keçesi ile Karakoyunlu bir çoban

Sonuç

Bu makalede, alanda emik bir yaklaşımla gözlemlenen Yörüklerin / konargöçerlerin yayla yaşamının bir kesiti, olgusal, görsel ve yaşamsal özellikleriyle ele alınıp betimlenmiştir. Örneğimizi, Antalya Serik içesi Bucak köyünde yerleşik Karahacılı Yörükleriyle, yine aynı ilçenin Yukarı kocayatak (Şatırlı) köyünde yerleşik düzene geçmiş Karakoyunlular oluşturmuştur. Karahacılı Yörükleri Dedegül dağının Beyşehir'e bakan Karagöl yaylasında, Karakoyunlular ise Isparta Aksu ilçesinin sınırlarıyla kesişen Çayır yaylasında yarı-göçerlik yaşamlarını ve hayvansal üretimlerini sürdürmektedirler. Bölgenin genel adı ise "Anamas dağları / yaylaları" olarak da söylenmektedir.

Karagöl yaylasında yarı göçerlik yaşamını sürdürenler daha basit ve sadece çadırlarda yaşarken, Çayır yaylasındaki Karakoyunlular hem çadır hem de muntazam yayla evlerinde barınmaktadırlar.

Çadırlar birbirinden uzakta ve gevşek dokulu ve sayısı azalmış bir yerleşim özelliği göstermektedir. Her çadırın yanında, kiler ve mutfak olarak kullanılan bir başka çadır var. Yiyecekler, içecekler, yemeklik için kullanılan un, şeker, yağ, peynir, süt vb. tüketim maddeleri, mutfak araç-gereçleri bu çadırlarda korunmaktadır. Çadırlar genelde iki bölmeden oluşuyor. Obaya girdiğimizde 1., 2., 3. gözlemlerimizi yaptığımız ve misafir edilip yemek yediğimiz çadırlarda iki bölme vardı.

Yerleşik hayata geçmiş bir Yörük kadını ve kocası

Hakkında hiç bilgimizin olmadığı bir toplulukta, ilk görüşmelerimizi, zamanımızın az ve önemli olması nedeniyle karşılaştığımız kadınlarla yaptık. Hiç çekinip kaçınmadan bizimle konuştular, sorduğumuz soruları rahatlıkla yanıtladılar. Hatta kocası çadırda yokken çadırın içini gezdirip çeyizlerini, halılarını, kilimlerini, sandıklarını açıp gösterenler, çadırın dışındaki kilim dokuma tezgâhını kurup nasıl kilim dokuduğunu anlatan bile oldu. Bu da bize, Mehmet Eröz'ün yıllar önce yaptığı araştırmasında belirttiği gibi, Yörük kadınının "kaç-göç" bilmediğini; "Peçe-çarşaf gibi Arap kültürünün, İslami görünüş altında getirdiği kılık kıyafet" giymediğini, "ne tam kapalı, ne de açık, Türk'e yaraşır şekilde, eski örf, âdete uygun giyindiğini"[19] anımsattı.

Öte yandan, göçerlikten yerleşik yaşama geçen Yörüklerin kültürünü simgeleyen "Yörüklüğün" yerleşik yaşamda nasıl yaşandığını ve etkilerini anlamak için yaptırdığımız bir araştırmada[20] sosyo-kültürel açıdan şu değişmeler saptanmıştır:

Kaynak kişilerden elde edilen verilere göre Yörüklerin yerleşik hayata geçmesiyle birlikte ailedeki birey sayısı ve ailenin sosyal yapısı değişmiştir. Bu durum kendini geniş aile tipinden çekirdek aile tipine geçilmesi olarak göstermiştir.

Barınma biçimleri değişmiş, konargöçerlikte kaldıkları çadır tipinden evlere geçilmiştir.

Yerleşik yaşama geçilmesiyle, maddi ve manevi kültür unsurlarından bazıları değişmiş ya da yeni işlevler üstlenmiştir. Ancak bu değişim bütüncül bir değişim değildir. Göçerliğin bırakılmış olmasına karşın yerleşik yaşama geçen bazı Yörüklerde de yarı göçerlik özelliği görülmektedir. Yaz aylarında, örneklerimizde de görüldüğü gibi yaylalara çıkmaktadırlar. Ne var ki, göçer yaşamdaki işleyiş ve birliktelik kalmamıştır.

Yerleşik yaşama geçilmesiyle birlikte bu yaşam tarzının vazgeçilmez unsuru olan eğitim süreci ön plana çıkmıştır. Herkes çocuğunu okutma ve statü kazandırma eğilimindedir. Çayır yaylasında görüştüğümüz çocuklar, bu görüşü kanıtlıyorlardı.

Yerleşik yaşama geçen Yörükler göçer yaşamda kullandıkları araç gereçleri, işlevlerini kaybetmelerine karşın hala saklamaktadırlar. Özellikle kendi elleriyle dokudukları çadır, kilim, heybe, çuval gibi maddi kültür belgelerini korumaktadırlar.

Hayvancılık ve çobanlık yaşam tarzının çevresinde oluşan gelenek, görenek, örf ve törelerle biçimlenmiş Yörüklük kültürü, göçer yaşamdan yerleşik yaşama geçilmesiyle ticarileşmiş, turizm değeri olarak ekonomik kazanç elde etmenin aracı haline gelmiştir.

Turizm amaçlı ve değişimin göstergesi bir Yörük çadırı

/ Kurşunlu Şelalesi / Antalya

Sonuçta yayla şölenleri, önemli günlerdeki kutlamalar, törenler, düğünler ve bayramlarda Yörüklük geleneği sürdürülmeye çalışılsa da, kültürün özünde önemli değişmelerin yaşandığı ve gençlerin de bunları benimsedikleri gerçeği yadsınamaz.

Yerleşik ve oldukça yaşlanmış bir Yörüğün şu cümlesi bütün bir yaşamın özeti gibidir.

"Yörüklük, göçme, konma bir saltanat idi, ama bitti!" [© Sabri Çakır – Kanal Kultur]

Kaynaklar

ü  Artun, Erman "Çukurova Yörüklerinin Gelenek ve Görenekleri", I. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo-Kültürel Yapısı (Yörükler) Sempozyumu Bildirileri, 25–26 Nisan 1994 Antalya; Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara–1996;

ü  Çakır, Sabri "Doğu Anadolu Göçerlerinin Sosyo-Ekonomik Sorunları, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler), Cilt:3, Sayı:2, Elazığ–1989;

ü  Çakır, Sabri, "Doğu Karadeniz Bölgesinde Yayla Yaşamının Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Boyutları", V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Gelenek, Görenek, İnançlar Seksiyon Bildirileri, Ankara–1997;

ü  Eröz, Mehmet, Yörükler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul–1991;

ü  Güvenç, Bozkurt, Sosyal ve Kültürel Değişme, HÜ. Yayınları, Ankara–1976;

ü  Işıkhan, Buse, Yerleşik Hayata Geçen Yörüklerin Yaşayışlarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Değişmeler, Danışman: Doç. Dr. Sabri Çakır, Yayınlanmamış Lisans Çalışması, Isparta -2006;

ü  Johansen, Ulla, 50 Yıl Önce Türkiye'de Yörüklerin Yayla Hayatı, Çev. Mualla Poyraz, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara–2005;

ü  Karaca, Veli, Belgelerle Yenişar, Kardelen Sanat Yayınları, Isparta–2005;

ü  Şenol, Sümer, Yörüklerin Göç Yolu, Yörükler Derneği Yayını, s.3, Isparta–2003;

ü  Turhan, Mümtaz, Kültür Değişmeleri, 1000 Temel Eser, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul–1969;

ü  Yalman (Yalkın), Ali Rıza, Cenupta Türkmen Oymakları I, Hazırlayan: Sabahat Emir, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara–1977.

Notlar

*Bu araştırma, 22–24 Ekim 2008 Tarihleri Arasında Süleyman Demirel Üniversitesi'nde düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Sempozyumu'nda bildiri olarak sunulmuştur.

[1] Bozkurt Güvenç, Sosyal ve Kültürel Değişme, HÜ. Yayınları, s. 22, Ankara–1976.

[2] Bk. Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri, 1000 Temel Eser, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, s. 58, İstanbul–1969.

[3] Sümer Şenol, Yörüklerin Göç Yolu, Yörükler Derneği Yayını, s.3, Isparta–2003.

[4] Mehmet Eröz, Yörükler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, s.20, İstanbul–1991.

[5] a. g. e., s. 21.

[6] Bkz. Sabri Çakır, "Doğu Anadolu Göçerlerinin Sosyo-Ekonomik Sorunları, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler), Cilt:3, Sayı:2, Elazığ–1989; "Doğu Karadeniz Bölgesinde Yayla Yaşamının Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Boyutları", V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Gelenek, Görenek, İnançlar Seksiyon Bildirileri, Ankara–1997.

[7] M. Eröz, a. g. e., s. 21.

[8] Erman Artun, "Çukurova Yörüklerinin Gelenek ve Görenekleri", I. Akdeniz Yöresi Türk Toplulukları Sosyo-Kültürel Yapısı (Yörükler) Sempozyumu Bildirileri, 25-26 Nisan 1994 Antalya; Kültür Bakanlığı Yayını, s.25, Ankara-1996.

[9] Ali Rıza Yalman (Yalkın), Cenupta Türkmen Oymakları I, Hazırlayan: Sabahat Emir, Kültür Bakanlığı Yayınları, s. XV, Ankara–1977.

[10] Veli Karaca, Belgelerle Yenişar, Kardelen Sanat Yayınları, s.123, Isparta–2005.

[11] a. g. e, s.123.

[12] a. g. e., s.123.

[13] a. g. e., s.42.

[14] Bk. a. g. e., s.179-180.

[15] a. g. e., s.181.

[16] Alan çalışması, Temmuz 2006'da gözlem ve örnek olay tekniği ile yapılmıştır.

[17] K. K. Kamil Er, 1952 Serik Doğumlu ve babadan kalma mesleği hala sürdürüyor.

[18] Karakoyunlular, 14. ve 15. yüzyıllarda egemen olmuş bir Türk İmparatorluğudur. Güneydoğu ve Batı Anadolu'nun bir bölümü ile Irak'ı ve Batı İran'ı içine alıyordu. Akkoyunlular tarafından yıkıldı (Küçük Ansiklopedi, Hayat Yayınları, s. 605, İstanbul–1968.

[19] M. Eröz, a. g. e., s.51.

[20] Buse Işıkhan, Yerleşik Hayata Geçen Yörüklerin Yaşayışlarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Değişmeler, Danışman: Doç. Dr. Sabri Çakır, Yayınlanmamış Lisans Çalışması, s.106–107, Isparta -2006.

Özet

Kültürler de canlı organizmalar gibi doğar, gelişir ve sonunda ölürler. Çeşitli faktörlerle zamanla değişmenin, yozlaşmanın, hatta yok olmanın bir örneğini; ülkemizin doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine kadar uzanan bölgelerde yaşam süren göçerlerin ve yaylacı toplulukların yaşamlarında görmekteyiz. Bunların en belirgin olanları da, kendine özgü kültürleri ile her zaman dikkat çeken ve Anadolu'nun Güney Batısı ile Anamas yaylaları ve Teke yöresinde Yörüklük geleneğini hala sürdürmeye çabalayan ve giderek toprağa yerleşerek köylü, kentli olmak için çaba gösteren topluluklardır…

Anadolu'nun göç ve yerleşim tarihinde, kültürünün oluşmasında çok önemli işlevler üstlenmiş olan Yörükler yazın yaylalarda, suları ve otu bol serin otlaklarda ve kış aylarında da kışlaklarda, köylerde, daha sıcak ovalarda hayvancılığı ve üretim biçimini meslek edinmiş; büyüklü-küçüklü gruplar halinde yaşam süren, konar-göçer Türkmenlerdir.

200–250 sene önce Güneybatı Anadolu'ya yerleşen Türkmenler, o günden bugüne kadar kültürlerini ve oba tarzı yerleşme biçimlerini korumak suretiyle tüm örf, töre, gelenek ve göreneklerini sürdürmüşler, yerleştikleri bölgelere de yaymayı başarmışlardır. Anadolu'nun Türklük özelliklerini taşıyan ve genellikle "Türkmen" olarak nitelenen Yörük topluluklarının yaşam biçimi "Yörüklük" olarak adlandırılmıştır. Yörüklük ise kışlak, göç, göç yolu, kervan, çadır, sürü, oba / oymak, yayla, at, katır, toplumsal örgütlenme düzeni, üretim-tüketim kalıpları; aile, akrabalık örgütü, ağalık, beylik ve giyim-kuşam vb. özellikler gösteren bir yaşam biçimidir.

Bu araştırmada amaç, böylesine ilginç bir yaşam örneğini Isparta-Konya ve Antalya üçgeninde bulunan Anamas yaylalarında yarıgöçer hayat süren ve giderek toprağa yerleşen, köylüleşen ya da kentlileşen Yörüklerin toplumsal ve kültürel değişimini, kültürün nasıl ticarileştirildiğini ve işlevlerinin nasıl farklılaştığını ele alıp yorumlamaktır.

·       Sabri Çakır

·       Anadolu'da Tükenen Bir Kültür: Yörüklük

İlginizi Çekebilir

Doğu medeniyetleriyle diplomatik ilişki geliştirmek

Doğu medeniyetleriyle diplomatik ilişki geliştirmek, Batı diplomasisini zorlamaya devam etti. 1793'de Britanya Çin'e elçi olarak Lord George Macartney'yi göndermişti. Elçinin imparatordan
Devamını Oku...

Tarihte Bugün 13 Şubat 2017

1258 - Hülagû, Bağdat'ı işgal etti. 200 bin Bağdatlı öldü. 1633 - Galileo Galilei, engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya geldi. 1668 - İspanya, Portekiz'i ayrı bir devlet
Devamını Oku...

“Anı yaşa"

1953 İzmir doğumluyum. İTK 1970 mezunuyum. 1971-1973 E.Ü Fizik-Kimya'da, 1974-1978 İTBF'de okudum. 1980'den bu yana evliyim… İki oğlum var… Deli gibi kitap okumayı severim… Hayat
Devamını Oku...

Sanki Eksik Olan Tarihsel Bilgiler?

Peki, siz hiç kendinize sormadınız mı? Haliç'deki zincirlerden dolayı Haliç'e giremeyen donanma neden ufak galata/pera kalesini zapt etmemiş? Ya da o kadar gemiyi geçirirken devasa galata
Devamını Oku...

Dilsizler ve cüceler

Dilsizler ve cüceler sadece Osmanlı'da değil tüm dünya saraylarında hükümdara yakın maiyetin içinde yer alıyorlar. 16. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı sarayında iyiden iyiye itibar
Devamını Oku...

Pontus devletinin bayrağı ay yıldızdı!

Pontus tartışmaları üzerine bazı tarihi bilgileri hatırlatmak şart oldu. Büyük Millet Meclisi, Pontus meselesinin ne kadar büyüdüğünü görerek, 1922 yılında hem Türk hem dünya
Devamını Oku...

Elimizdeki 14 Mart 1913 tarihli mektup

Elimizdeki mektup 14 Mart 1913 tarihinde Esad el-Şukayr tarafından İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden birine hitaben
Devamını Oku...

Tarihte Bugün 18 Nisan 2017

Tarihte Bugün 18 Nisan
Devamını Oku...

16. Yüzyıl Sonlarında Osmanlı İstanbul

O dönemlerde Osmanlı Devleti'ne Avrupa'nın dört bir köşesinden pek çok hediyeler geliyordu. Osmanlı topraklarında bulunmayan gösterişli hediyeler de bazı paşaların oldukça ilgisini
Devamını Oku...

5 Mart 1915

5 Mart 1915. İngilizlerin en son model donanma amiral gemisi Queen Elizabeth ve prens George zırhlı gemileri Sarozdan aşırtma vuruşlarla Mecidiye tabyasını Seddülbahiri bombardıman ettiler.
Devamını Oku...

Pano


Popüler

Anadolu'da Türk Siyasi Birliğinin Sağlanması

Osmanlı Devleti Balkanlarda üstünlük kazandığı dönemde, Anadolu’da siyasi birlik henüz sağlanamamıştı. Anadolu’daki Türk
Devamını Oku...


Yunus Emre Hangi dönemde yaşamıştır?

Hayatı ve şahsiyeti hakkında pek az şey bilinen Yunus Emre 1240 yılında Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış ve 1320 yılında
Devamını Oku...


Gelin Koçu Getirme Âdeti

Nişanlı Kıza Gelin Koçu Getirme Âdeti diğer bir adıyla “gelin koçu” âdetini paylaşacağız bugün. Kurban bayramı yaklaşırken pek
Devamını Oku...


İstanbul'un Dağları Hangileridir?

İstanbul'da ki Dağların Adları Nelerdir? İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 metre nin altındadır. En
Devamını Oku...


Çimpe Kalesi'nin Alınmasının Önemi

Çimpe kalesi, Balkan topraklarının Güneydoğu kıyısında Gelibolu’da bulunmaktadır. Bu kale 14. yüzyılın ortalarında yani 1352 yılında
Devamını Oku...



Toplam Makale: 7662 Toplam Görüntülenme: 3559997

Pano

Balkanlar

Edirne

Haftanın Kitabı